<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kur&#039;an-ı Kerim &#187; EN&#8217;AM Suresi Meali</title>
	<atom:link href="http://www.islamidavet.net/etiket/enam-suresi-meali/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamidavet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 00:26:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>6-EN&#8217;AM SURESİ</title>
		<link>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/abdulbaki-golpinarli-meali/6-enam-suresi/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/abdulbaki-golpinarli-meali/6-enam-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 01:18:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Abdülbaki Gölpınarlı Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülbaki GÖLPINARLI]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülbaki GÖLPINARLI Türkçe Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Elmalılı Meali]]></category>
		<category><![CDATA[EN'AM]]></category>
		<category><![CDATA[EN'AM Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[EN'AM Suresi Meali]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<category><![CDATA[Sure Meali]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe meal]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Mealler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.net/?p=455</guid>
		<description><![CDATA[Mekkîdir, yüz altmış beş âyettir. (Yüz altmış beş âyettir. 91. âyetten itibaren üç âyetle 151. âyetten itibaren üç âyet yani altı âyet, İbn-i Abbas’a göre Medenîdir. Ka’b oğlu Ubeyy, İkrime ve Katâde’ye göre bütün sûre Mekkîdir ve geceleyin vahyedilmiştir. İçinde küçük baş ve koca baş hayvanlara ait hükümlerden bahsedildiği için bu anlama gelen En’âm adıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mekkîdir, yüz altmış beş âyettir.<br />
(Yüz altmış beş âyettir. 91. âyetten itibaren üç âyetle 151. âyetten itibaren üç âyet yani altı âyet, İbn-i Abbas’a göre Medenîdir. Ka’b oğlu Ubeyy, İkrime ve Katâde’ye göre bütün sûre Mekkîdir ve geceleyin vahyedilmiştir. İçinde küçük baş ve koca baş hayvanlara ait hükümlerden bahsedildiği için bu anlama gelen En’âm adıyla adlanmıştır.)</p>
<p>Rahman ve Rahîm Allah Adıyla</p>
<p>1- Hamd Allah’a ki gökleri ve yeryüzünü halketti, karanlıkları ve ışığı yarattı, sonra da kâfir olanlar, taptık-larını Rableriyle denk tutarlar. </p>
<p>2- O, öyle bir Tanrıdır ki sizi balçıktan yaratmıştır da ölüm vaktini takdîr etmiştir ve kıyâmetin kopacağı zamana ait bilgi de ondadır, onun katındadır, sonra gene de şüphe edersiniz siz. </p>
<p>3- Odur göklerde de, yeryüzünde de Allah. Gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da ve ne kazanacağınızı da bilir. </p>
<p>4- Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmemiştir ki ondan yüz çevirmesinler. </p>
<p>5- Kendilerine, gerçek olan Kur’ân gelince onu yalanlarlar, fakat yakında gelecek onlara, alay ettikleri şeye ait haberler.</p>
<p>6- Görmediler mi onlardan önce nice nesilleri helâk ettik ki onlara, yeryüzünde size vermediğimiz imkânları, kudretleri vermiş, onları yeryüzüne yerleştirmiştik, üstlerine bol-bol yağmur yağdırmıştık, ayaklarını bastıkları yerlerden ırmaklar akıtmıştık, fakat sonra suçları yüzünden helâk ettik onları ve onlardan sonra da başka başka nesiller meydana getirdik. </p>
<p>7- Sana, kâğıda yazılı bir kitap indirseydik ve ona elleriyle dokunsalardı gene de kâfir olanlar derlerdi ki: Bu, ancak apaçık bir büyü. </p>
<p>8- Diyorlar ki: Ona bir melek indirilseydi. Melek indirseydik iş, olur biterdi ama sonra kendilerine gözlerini yumup açacak kadar bile bir mühlet verilmezdi.</p>
<p>9- Peygamberi, bir melek olarak halk etseydik gene bir erkek şeklinde halk ederdik ve gene düştükleri şüpheden kurtulmazlardı. </p>
<p>10- Senden önceki peygamberlerle de alay edildi de alay edenler, alaylarının cezasına uğradılar.</p>
<p>11- De ki: Gezin yeryüzünü de görün inkâr edenlerin sonları ne olmuş. </p>
<p>12- De ki: Kimindir ne varsa göklerde ve yeryüzünde? De ki: Allah’ın; rahmet etmeyi gerekli kıldı özüne. Kıyâmet günü hepinizi de tapısında toplayacak ve hiç şüphe yok o günün geleceğinde. Kendilerine ziyan edenlerdir inanmayanlar. </p>
<p>13- Geceleyin ve gündüzün yaşayıp barınan ne varsa hepsi, onundur ve odur duyan, bilen. </p>
<p>14- De ki: Gökleri ve yeryüzünü yoktan var eden Allah’tan başkasını mı dost edineyim ve o, yedirip doyurur, yiyip doymaya ihtiyacı yoktur. De ki: Bana, Müslüman olanların ilki olmam ve müşriklerden olmamam emredildi. </p>
<p>15- De ki: Ben, Rabbime isyan edersem pek büyük günün azâbından korkarım. </p>
<p>16- O gün azaptan kurtarılana şüphe yok ki rahmet etmiştir ve budur en büyük kurtuluş. </p>
<p>17- Allah sana bir zarar verirse o zararı, ondan başka açıp giderecek yoktur, sana bir hayır verirse zâten odur her şeye gücü yeten.</p>
<p>18- Kulların üstünde tek tasarruf sahibidir o ve odur hüküm ve hikmet sahibi her şeyden haberdar olan. </p>
<p>19- De ki: En büyük tanıklık nedir, hangisidir? De ki: Allah, gerçek tanıktır benimle sizin aranızda ve bana bu Kur’ân, sizi ve kime ulaşırsa onu korkutmam için vahyedildi. Siz, Allah’la berâber tapılacak başka bir mâbud olduğuna mı tanıklık ediyorsunuz? De ki: Ben tanıklık etmem. De ki: O, ancak tek mabuttur ve benim, sizin ona eş tuttuklarınızla hiçbir ilgim yok. </p>
<p>20- Kendilerine kitap verdiklerimiz, Peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, fakat kendilerine zarar verenlerdir inanmayanlar. </p>
<p>21- Kimdir Allah’a boş yere iftirâ edenden, yahut onun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim? Şüphe yok ki zâlimler, muratlarına erişmezler. </p>
<p>22- Ve o gün hepsini de toplar da sonra Tanrıya şirk koşanlara deriz ki: Nerede size yardım edecek sanıp şirk koştuklarınız? </p>
<p>23- Sonra onlar ancak Rabbimiz Allah, sana andederiz ki biz şirk koşanlardan değildik demekten başka bir özür serdedemezler. </p>
<p>24- Hele bak, nasıl da bile-bile yalan söylerler ve iftirâ konuları da nasıl ortadan kaybolup gider. </p>
<p>25- Onlardan seni dinleyenler de var ve biz, dinledikleri sözleri anlamamaları için kalplerini perdeleriz, kulaklarını ağırlaştırırız da bütün delilleri görseler gene de inanmazlar onlara. Nihâyet de yanına geldiler mi çekişmeye başlarlar seninle ve bunlar, ancak evvelce gelip geçenlere ait masallar derler. </p>
<p>26- Onlar hem insanları uzaklaştırırlar ondan, hem kendileri uzaklaşırlar. Onlar anlamadan ancak kendilerini helâk ederler. </p>
<p>27- Ateşin başında durduruldukları zaman bir görseydin onları. Keşke dünyâya tekrar döndürseler bizi de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak derler. </p>
<p>28- Hayır; evvelce gizledikleri belirdi artık, göründü onlara. Geriye döndürülseler de gene nehyedildikleri şeyleri yapmaya koyulurlar ve şüphe yok ki onlar, yalancılardır. </p>
<p>29- Ve dediler ki: Bu dünyâda yaşayışımızdan başka bir yaşama yok bize ve biz tekrar dirilmeyiz. </p>
<p>30- Rablerinin tapısında durduruldukları vakit onları bir görseydin. Rableri, bu gerçek değil mi der, Rabbimize andolsun derler, evet, gerçek. Rableri de öyleyse kâfirliğiniz yüzünden tadın azâbı der. </p>
<p>31- Gerçekten de ziyana uğramışlardır Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar. Nihâyet ansızın başlarına kıyâmet kopunca günahlarını sırtlarına yüklenirler de yaptığımız taşkınlıklardan dolayı yazıklar olsun bize derler; ne de kötü yüktür taşıdıkları yükler. </p>
<p>32- Dünyâ yaşayışı, ancak bir oyundan, bir oyalanmadan ibâret. Âhiret yurduysa çekinenlere elbette daha hayırlı. Hâlâ mı aklınız ermeyecek? </p>
<p>33- İyice biliriz ki onların söylediği sözler, seni mahzun edecek. Fakat şüphe yok ki onlar seni yalanlamış olmazlar, o zâlimler, bile-bile Allah’ın âyetlerini inkâr ederler. </p>
<p>34- Andolsun ki senden önceki peygamberler de yalanlandı da onlar, kendilerine yardımımız erişinceye dek sözlerinin yalan sayılmasına ve uğradıkları eziyetlere katlandılar ve Allah’ın sözlerini değiştirecek yoktur ve sana da o peygamberlerin haberleri gelmiştir. </p>
<p>35- Onların yüz çevirmeleri sana pek ağır geliyorsa gücün yeterse yeraltında bir yurt kurmaya, yahut gökyüzüne bir merdiven dayamaya bak da onlara bir delil getir. Fakat Allah dileseydi onların hepsine de doğru yolu gösterirdi. Artık sakın bilgisizlerden olma. </p>
<p>36- Senin dâvetine ancak seni dinleyenler icâbet eder. Ölüleriyse Allah diriltir de sonra gene dönüp onun tapısına varırlar. </p>
<p>37- Rabbinden ona bir delil indirilse derler. De ki: Allah’ın delil indirmiye gücü yeter ama onların çoğu bilmez. </p>
<p>38- Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi o da bir cinse mensup olmasın. Biz, kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık, sonra da hepsi Rablerinin tapısında toplanır. </p>
<p>39- Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklarda kalmış sağırlardır, körlerdir. Allah kimi isterse doğru yoldan saptırır ve kimi dilerse doğru yola sevk eder. </p>
<p>40- De ki: Gerçekseniz, size Allah’ın azâbı gelir-çatar, yahut başınıza kıyâmet koparsa Allah’tan başkasını mı çağırır, ondan başkasına mı duâ edersiniz, bana haber verir misiniz siz? </p>
<p>41- Hayır; ancak onu çağırırsınız, o da dilerse duânızı kabûl eder de uğradığınız belâyı açıp giderir ve şirk koştuklarınızı unutur, gidersiniz. </p>
<p>42- Andolsun ki senden önceki ümmetlere de peygamberler yolladık da yalvarmaya düşsünler diye onları şiddetli sıkıntılara, kıtlığa ve hastalığa uğrattık biz. </p>
<p>43- Onlara azâbımız geldiği vakit olsun, yalvarmaları gerekirdi, fakat yalvarmadılar bile, kalpleri katılaştı ve Şeytan, yaptıkları şeyleri süsleyip hoş gösterdi onlara. </p>
<p>44- Derken söylenenleri, verilen öğütleri unuttukları zaman her şeyin kapılarını açtık onlara ve onlar, kendilerine verilen şeylerle genişliğe ulaştıkları gibi hemen ve ansızın onları tutup alıverdik de bütün umduklarından mahrum oldular. </p>
<p>45- Böylece de zulmeden kavmin kökü kesildi ve hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a. </p>
<p>46- De ki: Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder ve kalplerinizi mühürlerse Allah’tan başka hangi mabuttur dersiniz onları size geri verecek? Bak da gör, nasıl deliller getiriyoruz da gene onlara yüz çeviriyorlar. </p>
<p>47- De ki: Allah’ın azâbı ansızın, yahut açıkça gelip çatsa size, zulmeden kavimden başkası helâk edilir mi dersiniz? </p>
<p>48- Biz, peygamberleri ancak müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Şu halde inananlara ve kendilerini düzgün bir hale getirenlere ne korku vardır, ne de mahzun olur onlar. </p>
<p>49- Âyetlerimizi inkâr edenlerse kötülükte bulunduklarından dolayı azâba uğratılacaklardır. </p>
<p>50- De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri yanımda da demiyorum, gaibi bilirim, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, yalnız bana vahyedilen şeye uymadayım. De ki: Körle gözü açık kişi bir olur mu hiç? Ne diye hâlâ düşünmezsiniz? </p>
<p>51- Rablerinin tapısında hasredilmeden korkanları Kur’ân’la korkut ve çekinsinler diye de bildir ki onlara, Rablerinden başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi.</p>
<p>52- Sabah, akşam, râzılığını dileyerek Rablerine duâ edenleri kovma; ne onlardan, herhangi bir hususta sen sorumlusun, ne de senin amelinden onlara bir şey sorulur, onun için onları kovup da haksızlık edenlerden olma.</p>
<p>53- Ve biz, Allah’ın, aramızdan seçip lütfettiği bunlar mı demeleri için halkın bir kısmını, bir kısmıyla sınarız. Allah, şükredenleri daha iyi bilmez mi? </p>
<p>54- Âyetlerimize inananlar sana gelince de ki: Esenlik size, Rabbiniz, rahmet etmeyi kendisine gerekli kılmıştır; şüphe yok ki içinizden biri, bilgisizlik yüzünden bir kötülük yapar da sonradan tövbe eder, halini düzene korsa muhakkak ki Tanrı, suçları örter, yarlıgar, rahîmdir. </p>
<p>55- Suçluların yolu yoradamı iyice meydana çıksın diye delilleri bu çeşit açıklamadayız. </p>
<p>56- De ki: Ben, Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza tapmaktan nehyedildim. De ki: Sizin dileğinize uymam ben. Uyarsam şüphe yok ki doğru yoldan sapmış olurum ve doğru yolu bulanlardan olmam.</p>
<p>57- De ki: Ben, sizin yalan saydığınız apaçık, belli-beyan deliline uydum Rabbimin. Çabucak gelmesini istediğiniz azap da benim elimde değil. Hüküm, ancak Allah’ın, doğruyu haber veren odur ve odur ayırt edenlerin en hayırlısı. </p>
<p>58- De ki: Hemencecik olmasını istediğiniz şey, benim elimde olsaydı sizinle aramdaki iş çoktan olur, biterdi ve Allah, zâlimleri elbette daha iyi bilir. </p>
<p>59- Gaibin anahtarları, onun yanındadır, onları ancak o bilir; karada ve denizde ne varsa bilir. Bir yaprak bile düşse bilir onu ve yeryüzünün karanlıkları içinde bir tek tane yoktur ki, yaş ve kuru hiçbir şey bulunamaz ki apaçık kitapta tespit edilmemiş olsun. </p>
<p>60- O, öyle bir Tanrıdır ki geceleyin âdeta sizi öldürür, gündüzün ne çeşit işlerde bulunacağınızı bilir, sonra sizi gündüz diriltir de mukadder olan ölümünüze dek bu, böyle gider, ölümden sonra da dönüp varacağınız yer, onun tapısıdır, sonra ne yaptıysanız hepsini size haber verir. </p>
<p>61- Odur kullarından yüce tasarruf ve kudret sahibi ve size, amellerinizi hıfz ve kaydeden melekler göndermiştir. Nihâyet birinizin ölümü geldi mi elçilerimiz, onu öldürürler ve onlar, artık ve eksik iş görmezler. </p>
<p>62- Sonra, her işi doğru olan kudret ve tasarruf sahibi Tanrılarının tapısına götürülürler. Bilin ki hüküm onundur ve o, hesap görenlerin en tez hesap görenidir. </p>
<p>63- De ki: Sızlanıp yalvararak gizlice, bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden oluruz diye duâ ettiğiniz zaman sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir? </p>
<p>64- De ki: Ondan da sizi kurtaran Allah’tır, bütün sıkıntılardan da; sonra gene ona şirk koşarsınız. </p>
<p>65- De ki: Üstünüzden, ayaklarınızın altından size azap göndermeye, yahut sizi bölük-bölük edip bir kısmınızın azâbını bir kısmınıza tattırmaya gücü yeter onun; anlasınlar diye bak, delilleri nasıl çeşit-çeşit açıklamadayız. </p>
<p>66- Kavmin, Kur’ân’ı yalan saymada, halbuki o, gerçektir. De ki: Ben, sizi koruyucu değilim. </p>
<p>67- Her haberin mukadder bir zamanı var, siz de öğrenir, bilirsiniz yakında.</p>
<p>68- Âyetlerimize dâir münâsebetsiz sözlere daldıklarını görünce bir başka bahse girişinceye dek yüz çevir onlardan. Şeytan, bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra artık zulmeden kavimle oturma. </p>
<p>69- Çekinenler, onların meclislerinde bulunsalar da onların sorumluluğundan bir şey gelmez kendilerine, üstlerine düşen ödev, çekinsinler, sakınsınlar bu işten diye öğüt vermektir ancak. </p>
<p>70- Dinlerini bir oyundan, bir eğlenceden ibâret sayan ve dünyâ yaşayışına aldanan kişileri bırak kendi hallerine. Sen, ancak Kur’ân’la öğüt ver de hiç kimse, kazandığı suçlar yüzünden helâk olmasın. Ona, Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne bir şefaatçi. Suçlu, varını-yoğunu, kurtuluşu için fedâ etse kabul edilmez. Kazançları yüzünden helâk olanlar, inkârlarından dolayı kaynar su içeceklerdir ve pek acı bir azap vardır onlara. </p>
<p>71- De ki: Allah’ı bırakıp da bize ne faydaları dokunan, ne zararları erişen şeylere mi ibâdet edelim ve Allah bize doğru yolu gösterdikten sonra tekrar geriye mi dönelim, hani Şeytanların şaşırtıp sersem bir halde çöle düşürmek istedikleri adam gibi, halbuki arkadaşları, bize gel diye onu doğru yola çağırıp durmadadır. De ki: Şüphe yok ki Allah’ın gösterdiği yoldur doğru yol ve bize, âlemlerin Rabbine teslîm olmamız emredildi.</p>
<p>72- Namaz kılın ve Tanrıdan çekinin dendi ve o, öyle bir Tanrıdır ki varıp toplanacağınız yer, onun tapısıdır.</p>
<p>73- Öyle bir Tanrıdır ki gökleri ve yeryüzünü, boş yere değil, hikmetiyle ve gerçek olarak yarattı. Ol dediği gün her şey oluverir. Sözü gerçektir ve sûrun üfürüldüğü gün saltanat ve tasarruf onundur, odur gizliyi de bilen, açıkta olanı da ve odur hüküm ve hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan.(1)</p>
<p>74- Hani İbrahîm, atası Âzer’e, putları mabut mu tanıyorsun demişti, şüphe yok ben, seni de, kavmini de apaçık bir sapıklığa düşmüş görmedeyim.91</p>
<p>75- Biz, gerçek ve şüphesiz bilgiye sahip olması için İbrahîm’e, göklerdeki ve yeryüzündeki kudret ve saltanatı, tasarruf ve hikmeti böylece göstermedeydik. </p>
<p>76- Gece olup karanlık basınca bir yıldız görmüş de budur Rabbim demişti. Fakat yıldız battı mı demişti ki: Ben batanları sevmem. </p>
<p>77- Sonra Ayın doğmakta olduğunu görmüş de Rabbim bu demişti. Fakat batınca andolsun ki demişti, Rabbim bana doğru yolu göstermezse sapık kavimden olacağım ben. </p>
<p>78- Derken güneşin ışıklar saçarak doğduğunu görmüş, Rabbim bu demişti, bu daha büyük. Fakat güneş de batıp gidince ey kavim demişti, benim, sizin şirk koştuğunuz şeylerle hiçbir ilgim yok. </p>
<p>79- Hiç şüphem olmaksızın mabudumu tek tanıyarak yüzümü, gökleri ve yeryüzünü yaratana döndüm ve ben, şirk koşanlardan değilim. </p>
<p>80- Kavmi, onunla çekişmeye girişince de Allah bana doğru yolu buldurduktan sonra da onun hakkında benimle çekişmeye mi kalkıyorsunuz demişti, ben, sizin Tanrıya eş tanıdıklarınızdan korkmam, Rabbim ne dilerse o olur. Rabbimin bilgisi her şeyi kavramıştır, hâlâ mı düşünmeyecek, öğüt kabul etmeyeceksiniz?(2)</p>
<p>81- Siz, hiçbir delile sahip olmadığınız halde o putları Allah’a eş tanımaktan korkmuyorken ben o eş tanıdıklarınızdan nasıl korkarım ki? Biliyorsanız söyleyin, bu iki taraftan hangisine, daha fazla inanılır, hangi taraf, daha ziyade emniyete hak kazanmıştır?</p>
<p>82- İnananlar ve inançlarını haksızlıkla karıştırmayanlardır emîn olmaya hak kazananlar ve onlardır doğru yolu bulmuş olanlar. </p>
<p>83- İşte, İbrahîm’e, kavmine serdetmek için verdiğimiz kesin deliller bunlardı, dilediğimiz kişinin derecesini kat-kat yüceltiriz biz. Şüphe yok ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir. </p>
<p>84- Ona İshak’ı ve Yakup’u verdik, hepsine de doğru yolu ihsân ettik. Daha önce Nûh’u ve soyundan Dâvûd’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u doğru yola sevketmiştik ve biz, iyilik edenleri böylece mükâfatlandırırız. </p>
<p>85- Zekeriyya’ya, Yahya’ya, İsa’ya ve İlyas’a da doğru yolu lütfettik, hepsi de doğru hareket eden kişilerdendi. </p>
<p>86- İsmâîl’e, Elyesa’a, Yunus’a ve Lût’a da doğru yolu ihsân etmiştik, hepsini de âlemlere üstün kılmıştık. </p>
<p>87- Onların atalarından, soylarından ve kardeşlerinden bir kısmına da üstünlük verdik, onları seçtik ve doğru yola sevkettik.</p>
<p>88- İşte Allah’ın doğru yolu budur, kullarından dilediğini o yola sevk eder. Onlar da şirk koşsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi. </p>
<p>89- Bunlar, kendilerine kitap, hükmetme yetkisi ve peygamberlik verdiğimiz kişilerdir. Kâfirler, bunları tanımazlar, inkâr ederlerse zâten biz, kâfir olmayacak bir topluluğu onların yerine geçmeye memûr etmişizdir. </p>
<p>90- Onlar, Allah’ın doğru yola sevkettiği kimselerdir, sen de onların yoluna uy. De ki: Ben, yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum, bu, ancak âlemlere bir öğüt. </p>
<p>91- Allah, hiçbir kimseye hiçbir şey indirmedi dedikleri zaman Allah’ı lâyıkıyla tanımadılar, ululamadılar. De ki: Mûsâ’nın, insanlara bir ışık ve onları doğru yola sevk eden bir vâsıta olarak getirdiği kitabı kim indirdi? Hani-siz onu kâğıtlara yazdınız da yayıp açıklarsınız, hükümlerinden çoğunu da gizlersiniz, hani siz de, atalarınız da, bilmediğiniz şeyleri onun sayesinde bildiniz, öğrendiniz. De ki: Allah indirdi, sonra da bırak onları, düştükleri boş iddialarla oyalanıp dursunlar. </p>
<p>92- Sana, şehirlerin anası olan Mekke halkını ve çevresindeki bütün insanları korkutmak, Tanrı azâbını onlara haber vermek için bu kutlu ve onlarda bulunan kitapları gerçekleyici kitabı indirdik ve âhirete inananlar, namazlarını dâimâ kılarak bu kitaba da inanırlar. </p>
<p>93- Allah’a boş yere iftirâ edenden, yahut, kendisine hiçbir şey vahyedilmediği halde bana da vahyedildi diyenden ve Allah’ın indirdiği hükümlere benzer hükümleri ben de yakında indireceğim diye söylenenden daha zâlim kimdir ki? Meleklerin, ellerini uzattıkları ve delillerine karşı ululuk satmak istediğinizden ve haksız olarak Allah hakkında söylediğiniz şeylerden dolayı horlukla cezalandırılacak, aşağılık bir azâba uğrayacaksınız, haydi, kurtarın bugün canlarınızı dedikleri zaman o zâlimlerin, ölümün şiddetiyle nasıl kıvrandıklarını bir görmelisin.</p>
<p>94- Andolsun ki size verdiğimiz her şeyi arkanızda bırakmışsınız da sizi evvelce nasıl yarattıysak tıpkı onun gibi tek başınıza, yapayalnız huzurumuza gelmişsiniz. Sizce Tanrıya eş olan şefaatçilerimizi de yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bağlar, tamamıyla kopmuş, boşuna umduklarınız elinizden çıkmış, kaybolup gitmiştir.</p>
<p>95- Şüphe yok ki tohumları ve çekirdekleri yarıp nebatları ve ağaçları yetiştiren Allah’tır. Ölüden diri izhâr eder, diriden ölü. Budur Allah işte, nasıl oluyor da ondan yüz çeviriyorsunuz? </p>
<p>96- Sabahı ağartan oldur. Geceyi huzur ve istirahat için, güneşle ayı da muayyen bir hesapla devretmek üzere yaratmıştır. Bu, üstün ve her şeyi bilen Tanrının takdîridir. </p>
<p>97- Öyle bir mabuttur ki karada ve denizde, karanlıklar içine dalmışken yolunuzu bulmanız için yıldızları yaratmıştır. Bilen topluluğa delillerimizi apaçık anlatmadayız. </p>
<p>98- Sizi bir tek kişiden meydana getirmiştir de size bir eğlenecek yurt, bir de eğreti olarak kalınacak yer tâyin etmiştir. Anlayan topluluğa delillerimizi açıkça bildirmedeyiz.</p>
<p>99- Gökten yağmur yağdıran da odur. Sonra o yağmurla her çeşit nebâtı tomurcuklandırır, yeşertir, ondan da başaklar içinde birbirine bitişmiş, istiflenmiş tâneler meydana getirir. Hurma tomurcuklarından, elle yetişilecek kadar yakın salkımlar, bir bakımdan birbirine benzeyen, bir bakımdan benzemeyen üzümlerden, zeytinlerden, narlardan bağlar-bahçeler yetiştiririz. Bir meyve verince bakın onlara, bir de meyveleri olunca. Şüphe yok ki bütün bunlarda, inanan topluluğa deliller var. </p>
<p>100- Bir de Allah’a cinleri eş tanıdılar, halbuki onları da yaratan odur ve bilgisizlikle, onun oğulları, kızları olduğunu da uydurdular. O onların tavsîf ettiği şeylerden arıdır ve yücedir. </p>
<p>101- Gökleri ve yeryüzünü eşsiz örneksiz yoktan var eden odur. Eşi bulunmasına imkân yokken oğlu nasıl olabilir? Ve her şeyi o yaratmıştır ve o, her şeyi bilir. </p>
<p>102- İşte Rabbiniz Allah; ondan başka tapacak yok. Her şeyi halk eden odur, ancak ona kulluk edin ve her şeyi gözetip koruyan odur. </p>
<p>103- Gözler onu göremez, o, gözleri görür, odur lütfü bol ve her şeyden haberdar. </p>
<p>104- Şüphe yok ki Rabbinizden görgüler ihsân edildi size. Kim can gözünü açıp görürse faydası kendisine, kör olanın ziyanı da gene kendine ve ben, sizin üstünüze dikilmiş bir bekçi değilim. </p>
<p>105- Sen bunu öğrenmişsin dememeleri için delilleri çeşit-çeşit bildirmede ve bilen topluluğa apaçık anlatmadayız. </p>
<p>106- Rabbinden sana vahyedilene uy, ondan başka tapacak yoktur ve şirk koşanlardan yüz çevir. </p>
<p>107- Allah dileseydi şirk koşmazlardı ve biz, seni onların üstüne bir bekçi dikmedik, onları korumaya, işlerini görüp kendilerini gözetmeye memûr da değilsin. </p>
<p>108- Allah’tan başka çağırıp duâ ettikleri şeylere sövmeyin ki sonra bilgisizlikle onlar da Allah’a söverler. İşte biz, böylece her topluluğa, yaptıklarını süsleyip güzel gösterdik, sonra da dönüp varacakları yer, Rablerinin tapısıdır ve o da, ne yaptıklarını bildirir onlara. </p>
<p>109- Onlar, kendilerine bir delil gelirse inanacaklarına dâir çok sıkı yemin ettiler. De ki: Deliller, Allah katındadır, fakat delil gelse de inanmayacaklarını anlamaz mısınız? </p>
<p>110- Biz, onların gönüllerini, gözlerini tersine çevirmişiz, evvelce inanmadıkları gibi gene inanmazlar ve biz, onları taşkınlıklarında şaşkın bir halde terketmişiz. </p>
<p>111- Onlara melekler indirseydik, ölüler dirilip onlarla konuşsaydı, her şeyi toplayıp önlerine koysaydık gene Allah dilemedikçe inanmazlardı, fakat çoğu bilmez. </p>
<p>112- İşte biz, böylece her peygambere insan ve cin Şeytanlarını düşman ettik; bâzısı, bâzısına yaldızlı sözler söyleyerek aldatır. Rabbin dileseydi yapamazlardı bunu, onları da bırak, iftirâlarını da. </p>
<p>113- Onlar, âhirete inanmayanların gönülleri meyletsin ve hoşnut olsunlar da yapageldiklerine devâm etsinler diye söylerler o sözleri. </p>
<p>114- Allah’tan başka bir hakem mi arayayım ki size, her muhtâç olduğunuz şeyi bildirip açıklayan kitabı, o indirmiştir. Kendilerine kitap verilenler de bilirler ki o, senin Rabbin tarafından gerçek olarak indirilmiş bir kitaptır; artık şüphe edenlerden olma. </p>
<p>115- Rabbinin sözleri, gerçek olarak ve adâlet üzere tamdır, tekemmül etmiştir, sözlerini değiştirecek yoktur ve odur duyan, bilen. </p>
<p>116- Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırır; çünkü onlar, ancak zanna kapılırlar ve onlar, ancak yalan söylerler. </p>
<p>117- Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanı daha iyi bilir ve o daha iyi bilir doğru yolu bulmuş olanları. </p>
<p>118- Onun âyetlerine inanmışsanız Allah’ın adı anılarak kesilenleri yiyin. </p>
<p>119- Size ne oluyor da Allah’ın adı anılarak kesilenleri yemiyorsunuz? Halbuki zorada kaldığınız zamanlar hariç, size harâm edilenleri ayırt etmişti. Şüphe yok ki halkın çoğu, bilmeden kendi istekleriyle sapıp gider. Şüphe yok ki Rabbin, haddini aşanları daha iyi bilir. </p>
<p>120- Günahın açığa vurulanından da vazgeçin, gizli kalanından da. Günah kazananlar, kazançlarına karşılık cezâlanacaklardır. </p>
<p>121- Allah’ın adı anılarak kesilmeyen hayvanları yemeyin ve şüphe yok ki kötülüktür bu ve şüphe yok ki Şeytanlar, sizinle çekişmeleri için dostlarına telkinde bulunurlar, onlara uyarsanız siz de şirk koşanlardan olursunuz. </p>
<p>122- Ölüyken diriltip insanların arasında yol alması için kendisine bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklara dalmış olan ve bir türlü de çıkamayan kimseye benzer mi hiç? İşte böylece kâfirlere, yaptıkları şeyler, süslü ve hoş gösterilmededir. </p>
<p>123- Ve böylece her şehirde, hîleler, düzenler kursunlar diye o şehrin günahkârlarını büyülttük, yücelttik, onlar ancak kendilerine karşı hîlekârlıkta bulunurlar ama bilmezler. </p>
<p>124- Bir âyet geldi mi, Allah’ın peygamberlerine geldiği gibi bize de bir âyet gelmedikçe kesin olarak inanmayız derler. Peygamberliğini kime vereceğini Allah bilir. O suç işleyenlere, hîlekârlıkları yüzünden Allah katından bir horluk ve çetin bir azap gelip çatacaktır. </p>
<p>125- Allah, kimi doğru yola götürmek isterse Müslümanlığı kabûl etmesi için gönlünü açar ve kimi sapıtmak isterse gönlünü öyle bir daraltır, sıkar ki sanki göğe ağacakmış da imkân bulamıyor sanır kendisini. İşte Allah, inanmayanlara böyle azap verir. </p>
<p>126- Ve budur Rabbinin doğru yolu, düşünüp öğüt alacak topluluğa âyetlerimizi apaçık bildirdik. </p>
<p>127- Onlarındır Rablerinin katında esenlik yurdu ve o, yaptıkları işlerden dolayı dosttur onlara. </p>
<p>128- O gün hepsini toplar da ey cin topluluğu, insanların birçoğunu baştan mı çıkardınız der. İnsanlardan, onlara dost olanlar, Rabbimiz derler, biz, birbirimizden faydalandık ve bize takdîr ettiğin vakte de eriştik işte. Tanrı, ateştir yurdunuz der, orada Allah’ın dilediği hariç, ebedî olarak kalırsınız. Şüphe yok ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir. </p>
<p>129- İşte biz, kazandıkları suç yüzünden zâlimlerin bir kısmını, bir kısmına böyle mûsâllat ederiz. </p>
<p>130- Ey cin ve insan topluluğu, içinizden, size âyetlerimi nakleden ve içinde bulunduğunuz şu günün bir zaman olup geleceğini haber vererek sizi korkutan peygamberler gelmedi mi? Aleyhimize tanıklık ediyoruz derler ve onları dünya yaşayışı aldatmıştır da sonucu, kâfir olduklarına dâir kendi aleyhlerine kendileri tanıklıkta bulunmuşlardır. </p>
<p>131- Bu da, halkının hiçbir şeyden haberi olmayan şehirleri, Rabbinin zulümle helâk etmeyeceğinden dolayıdır. </p>
<p>132- Herkesin, yaptığına göre dereceleri var ve Rabbin, onların yaptıklarından gafil değildir.</p>
<p>133- Rabbin, her şeyden müstağnî ve rahmet sâhibi Rab’dir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizden sonra dilediğini yerinize getirir, nitekim sizi de başka-başka toplulukların soyundan meydana getirmiştir.</p>
<p>134- Muhakkak size vaadedilen şeyler gelecek ve siz, olacak şeylerin önüne geçemezsiniz.</p>
<p>135- De ki: Ey kavmim, siz elinizden geleni yapın, ben de yapmadayım. Yakında bilir, anlarsınız kimin sonunun hayırlı olacağını. Şüphe yok ki zâlimler, muratlarına ermezler. </p>
<p>136- Allah’ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah’a bir hisse ayırıp boş düşüncelerine göre bu Allah’ın diyorlardı, bu da ortaklarımız olan putların. Putlara ait olanlar, Allah’a ulaşmıyordu ama Allah’a ait olanlar, ortaklarına, putlara kavuşuyordu, hükmettikleri şey ne de kötüydü.(3)</p>
<p>137- Ve gene böylece ortakları, onları helâk etmek ve inançlarına şüpheler karıştırmak için müşriklerin çoğuna çocuklarını öldürmeyi hoş gösterdi. Allah dileseydi yapamazlardı bunu, artık sen onları da kendi hallerine bırak, boş yere ettikleri iftirâlarına da aldırış etme.(4)</p>
<p>138- Onlar, kendi akıllarınca bu hayvanlarla ekinler haramdır, ancak izin verdiğimiz kişiler yiyebilir onları ve şu hayvanlara da binmek harâm edilmiştir dediler. Boş yere Allah’a iftirâ ederek adını anmadan hayvan kesiyorlar, yakında bu iftirâlarının cezâsını görecekler.(5)</p>
<p>139- Ve şu hayvanların karınlarındaki yavrular, yalnız erkeklerimize helâl, kadınlarımıza haram; ölü doğarsa erkek de ortak, kadın da dediler. Bu çeşit sözleri yüzünden cezâlarını yakında verecek. Şüphe yok ki o, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyi bilir. </p>
<p>140- Muhakkak ki bilgisizlik yüzünden akılsızca hareket ederek çocuklarını öldürenlerle Allah’a boş yere iftirâda bulunarak Allah’ın verdiği rızıkları haram sayanlar, zarara uğramışlar, mahrûmiyet içinde kalmışlardır. Şüphesiz ki onlar sapıtmışlardır ve doğru yolu bulamamışlardır.</p>
<p>141- Öyle bir mabuttur ki çardaklı ve çardaksız bağları, bahçeleri, tatları çeşitli hurmaları, ekilmiş şeyleri, bir bakıma birbirine benzeyen, bir bakıma benzemeyen zeytinleri ve narları yetiştirip meydana getirir. Meyve verince meyvelerinden yiyin, devşirme günü hakkını da isrâf etmemek şartıyla verin, şüphe yok ki o, müsrifleri sevmez. </p>
<p>142- Hayvanlardan yüklerinizi taşıyanlar var, yününden faydalandıklarınız var ve onları da yaratan o Allah’ın, sizi rızıklandırdığı şeyleri yiyin ve Şeytan’ın izini izlemeyin; şüphe yok ki o, size apaçık bir düşmandır. </p>
<p>143- Derler ki sekiz çifttir o hayvanlar. Koyun iki çift, keçi iki çift. De ki: Erkekleri mi harâm etti, dişileri mi, yoksa o dişilerin rahîmlerindeki yavruları mı? Sözünüz gerçekse bilerek haber verin bana.</p>
<p>144- Deve iki çifttir, sığır iki çift derler. De ki: İki erkeği mi harâm etti, yoksa dişileri mi, yahut da dişilerin rahîmlerindeki yavruları mı? Allah, bunu size tavsiye ederken tanık mıydınız, gördünüz, duydunuz mu yoksa? Bilmeden insanları saptırmak için yalan yere Allah’a iftirâ edenden daha zâlim kimdir ki? Şüphe yok ki Allah, zulmeden kavmi doğru yola sevk etmez.(6)</p>
<p>145- De ki: Bana vahyedilenler arasında ölmüş hayvan etinden, dökülmüş kandan, yahut da domuz etinden başka, yiyene harâm edilen bir şey bulamıyorum ben. Şüphe yok ki domuz, pistir ve bir de Allah’tan başkası için kesilen hayvan haramdır ki bu da pek kötü bir şeydir. Ancak zorada kalana, isyan etmeyi kurmamak ve ihtiyaçtan fazla da yememek şartıyla helâldir bunlar ve hiç şüphe yoktur ki Rabbin, suçları örter, rahîmdir. </p>
<p>146- Biz, Yahûdilere, tırnakları bulunan bütün hayvanları ve sırtlarına yapışmış, yahut kemiklerine sıvanmış, yahut da bağırsaklarına karışmış olan yağlardan başka sığır ve koyunun tekmil yağlarını harâm etmiştik. Bu da, isyanlarından dolayı onlara verdiğimiz cezâ yüzündendi ve şüphe yok ki biz, sözümüzde doğruyuz. </p>
<p>147- Seni yalanlarlarsa hemen de ki: Rabbiniz geniş, engin bir rahmete sâhiptir, fakat azâbını da suçlu kavimden reddetmeye imkân yok. </p>
<p>148- Şirk koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız; hiçbir şeyi de harâm saymazdık. İşte onlardan önce gelenler de peygamberleri böyle yalanladılar da sonucu azâbımızı tattılar. De ki: Bu hususta bir bilginiz varsa hemen bildirin bize. Fakat siz, ancak zannınıza uyuyorsunuz ve ancak yalan söylüyorsunuz. </p>
<p>149- De ki: O halde reddedilemeyecek kesin delil, ancak Allah’ındır, elbette dileseydi hepinizi de doğru yola sevk ederdi. </p>
<p>150- De ki: Allah’ın, şunu harâm ettiğine tanıklık eden şahitlerinizi getirin bakalım. Fakat gelirler de tanıklık ederlerse sen, onlarla berâber tanıklık etme ve putları, Rableriyle bir tutup âhirete inanmayarak âyetlerimizi yalanlayanların dileklerine uyma. </p>
<p>151- De ki: Gelin de Rabbiniz, size neleri harâm etti, ben okuyup anlatayım: Sakın ona hiçbir şeyi eş ve ortak saymayın, ananıza, babanıza karşı iyilikte bulunun ve yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de ancak biz rızıklandırırız, onları da ve açığa çıkan kötülüklere de yaklaşmayın, gizli kalan kötülüklere de ve hiçbir cana kıymayın, çünkü Allah, haklı olmadıkça harâm etmiştir bunu. İşte aklınızı başınıza alasınız diye size bunları emretmiştir o. </p>
<p>152- Ergenlik çağına gelinceye dek, en iyi bir şekilde olmadıkça yetimin malına yaklaşmayın ve ölçeği, teraziyi dosdoğru ölçüp tartın. Hiçbir kimseye, kudretinden aşırı bir şey teklif edilmemiştir ve söz söylediğiniz zaman hısımınız bile olsa adâleti mutlaka gözetin ve Allah’la ettiğiniz ahde vefa edin. İşte düşünüp öğüt almanız için bunları emretmiştir size.(7)(8)</p>
<p>153- Ve şüphe yok ki budur benim dosdoğru yolum, ona uyun siz ve sizi, onun yolundan ayıracak yollara gitmeyin. Çekinip sakınasınız diye işte bunları emretmiştir size. </p>
<p>154- Sonra, Rablerine kavuşacaklarına inansınlar diye iyilik edenlere, nîmetimizi tamamlamak ve her şeyi ayırt edip açıklamak üzere doğru yolu gösteren ve rahmetten ibâret olan kitabı Mûsâ’ya vermiştik.</p>
<p>155- Bu kitabıysa kutlu olarak indirdik, artık ona uyun ve çekinin de rahmete kavuşanlara katılın. </p>
<p>156- Hiç şüphe yok ki bizden önce ancak iki tâifeye kitap indirildi ve bizse onu okumaktan âcizdik, bir şey anlamıyorduk demeyesiniz.97</p>
<p>157- Yahut da bize de kitap indirilseydi onlardan daha mükemmel bir sûrette doğru yolu bulurduk diye söylenmeyesiniz diye şüphe yok ki Rabbinizden size de apaçık bir delil, bir hidâyet ve rahmet geldi. Allah’ın delillerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir ki? Delillerimizden yüz çevirenleri, bu yüz çevirmeleri yüzünden en kötü bir azapla azaplandıracağız yakında. </p>
<p>158- Hâlâ kendilerine meleklerin inmesini, yahut Rabbinin, yahut da Rabbinden bâzı delillerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bâzı delilleri geldiği gün hiç kimseye, önceden iman etmemişse, yahut inancından bir hayır kazanmamışsa o günkü inanması fayda etmez. De ki: Bekleyin ve biz de beklemekteyiz zâten.(9)</p>
<p>159- Dinlerini parça-parça, bölüp bölük-bölük fırkalara ayrılanlarla hiçbir ilgin olamaz ve şüphe yok ki onların bu hareketlerini Allah soracaktır ancak ve sonra da işledikleri işleri haber verecektir onlara. </p>
<p>160- Kim bir iyilikle Tanrı tapısına gelirse ona, yaptığının on misli mükâfat verilecektir ve kim bir kötülükle gelirse ancak ona karşılık ve onun misli bir cezâ ile cezâlandırılacaktır ve onlara zulmedemeyecektir. </p>
<p>161- De ki: Şüphe yok, Rabbim, beni doğru yola sevketti, İbrahîm’in tek Tanrı tanıyan dosdoğru dinine hidâyet etti ve o, hiçbir zaman şirk koşanlardan değildi. </p>
<p>162- De ki: Şüphe yok, namazım da, ibâdetlerim de, diriliğim de, ölümüm de âlemlerin Rabbi olan Allah içindir ki. </p>
<p>163- Eşi ortağı yoktur onun ve bana bu emredildi ve ben, ona teslîm olanların ilkiyim. </p>
<p>164- De ki: Allah’tan başka bir Rab mi arıyacakmışım, halbuki odur her şeyin Rabbi ve herkesin kazancı, ancak kendisine aittir; hiçbir suçlu, bir başkasının suçunu yüklenmez, sonra da dönüp varacağınız yer, Rabbinizin tapısıdır ve o, ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verir size. </p>
<p>165- Öyle bir mabuttur ki sizi yeryüzüne hâkim kılar ve size verdiği şeylerle sizi sınamak için bir kısmınızı, bir kısmınızdan mevki ve pâye bakımından yüceltir. Şüphe yok ki Rabbin, cezâya lâyık olanın cezâsını pek tez verir ve şüphe yok ki o, suçları örter, rahîmdir.</p>
<p>(1) Sûr, boynuz gibi bir borudur. İsrâfil adlı melek, onu ilk üfleyişte bütün canlılar ölecek, kıyamet kopacak, ikinci üfleyişinde ruhlar, bedenlere girecek ve âhiret âlemi başlayacaktır.</p>
<p>(2) Azer, bâzılarına göre İbrahîm Peygamberin babasının adıdır. Fakat bâzıları İbrahîm’in babasının adı Târeh’tir, Azer değildir demişlerdir. Azer ve Târeh, söyleyiş farkıdır, her iki ad aynıdır diyenler de vardır. Hattâ bâzıları Azer, bir putun adıdır demişlerdir. Kur’ân’da geçen “eb” kelimesi, Arapçada ananın babasına ve amcaya denir. Bu bakımdan Azer, İbrahîm Peygamberin anasının babasıdır diyenler, bilhassa İbrahîm’in, 14. sûrenin 41. âyetinde babasıyla anasının mümin olarak anıldığını nazarı dikkate almışlardır.</p>
<p>(3) Tarlalarını, şu kısım Tanrının, şu kısım putların diye ekerler, 5. sûrenin 103. âyetinin izahında bildirildiği gibi hayvanlarının bir kısmını da putlara ait sayarlardı. Putlara ayrılan kısımda eksiklik hasıl olursa Allah zengindir, putlarımızınsa ihtiyaçları var deyip Allah’a ait olandan alarak putlara ait olana katarlar ve putlara hizmet edenlere verirlerdi.</p>
<p>(4) Araplarda, ilk evlâdın kız oluşu, nâmusa dokunan bir keyfiyetti. Onun için o çocuğu diri diri toprağa gömen baba, namussuzluktan kurtulurdu.</p>
<p>(5) İzin verilen kişiler, putlara hizmet edenlerdir.</p>
<p>(6) Âyetlerdeki sorular inkâr anlamını bildirir, yani bu hayvanlar haram değildir demektir.</p>
<p>(7) 151. âyetten bu âyetin sonuna kadar on emir vardır, bunlara on vasiyet anlamına “vesâyâ-yı aşere” denmiştir.</p>
<p>(8) İki taife, Musevilerle Hıristiyanlardır.</p>
<p>(9) Meleklerin gelmesi, canalıcı meleğin ve yardımcılarımın gelmesi, yani insanın ölüm zamanının gelip çatmasıdır. Yahut Tanrı azâbının gelmesidir. Rabbin gelmesinden maksat, emrinin, azâbının, ululuğunun gelmesidir, yahut da kıyametin kopmasıdır. Rabbin bâzı delilleri de kıyamet alâmetlerinin meydana çıkmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/abdulbaki-golpinarli-meali/6-enam-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>6-EN&#8217;AM</title>
		<link>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/elmalili-meali/6-enam/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/elmalili-meali/6-enam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2010 20:16:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elmalılı Meali]]></category>
		<category><![CDATA[EN'AM]]></category>
		<category><![CDATA[EN'AM Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[EN'AM Suresi Meali]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<category><![CDATA[Sure Meali]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe meal]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Mealler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.net/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[6-EN&#8217;AM: 1 &#8211; Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah&#8217;a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar. 2 &#8211; Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O&#8217;dur. Tayin edilen bir ecel de (kıyamet zamanı) O&#8217;nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz. 3 &#8211; O, göklerde de, yerde de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>6-EN&#8217;AM:</p>
<p>1 &#8211; Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah&#8217;a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar.</p>
<p>2 &#8211; Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O&#8217;dur. Tayin edilen bir ecel de (kıyamet zamanı) O&#8217;nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz. </p>
<p>3 &#8211; O, göklerde de, yerde de (tek) Allah&#8217;tır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir. </p>
<p>4 &#8211; Onlara Rab&#8217;lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.</p>
<p>5 &#8211; Hak, kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeyin haberi yakında kendilerine gelecektir. </p>
<p>6 &#8211; Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkanları onlara vermiştik. Onlara gökten bol bol yağmur indirmiş, altlarından ırmaklar akıtmıştık. Fakat onları günahlarından dolayı helak ettik. Ve kendilerinden sonra başka bir nesil yarattık.</p>
<p>7 &#8211; Eğer sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler: &#8220;Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir&#8221; derlerdi.</p>
<p>8 &#8211; &#8220;O&#8217;na bir melek indirilmeli değil miydi?&#8221; dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, sonra kendilerine hiç göz açtırılmazdı. </p>
<p>9 &#8211; Eğer Peygamberi, biz bir melek yapsaydık, yine de onu bir adam şeklinde yapardık ve onları yine düştükleri kuşkuya düşürürdük. </p>
<p>10 &#8211; Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Fakat onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey kuşatıverdi. </p>
<p>11 &#8211; De ki: &#8220;Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!&#8221;. </p>
<p>12 &#8211; De ki: &#8220;Göklerde ve yerde olanlar kimindir?&#8221; &#8220;Allah&#8217;ındır&#8221; de. O, rahmet etmeyi kendi nefsine yazmıştır. Sizi, varlığında asla şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini zarara sokanlar inanmazlar. </p>
<p>13 &#8211; Gecede, gündüzde barınan her şey O&#8217;nundur. O, işitendir, bilendir. </p>
<p>14 &#8211; De ki: &#8220;Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat kendisi beslenmeyen Allah&#8217;tan başka dost mu tutayım?&#8221; &#8220;Ben İslâm olanların ilki olmakla emrolundum&#8221; de ve sakın Allah&#8217;a ortak koşanlardan olma. </p>
<p>15 &#8211; De ki: &#8220;Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım&#8221;. </p>
<p>16 &#8211; O gün kimden azab giderilirse, kuşkusuz Allah ona rahmet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur. </p>
<p>17 &#8211; Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendir. </p>
<p>18 &#8211; O, kullarının üstünde tam hâkimdir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdardır. </p>
<p>19 &#8211; De ki: &#8220;Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?&#8221;. De ki: &#8220;Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur&#8217;ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah&#8217;la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?&#8221; De ki: &#8220;Ben buna şahitlik etmem&#8221;. &#8220;O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım&#8221;de.</p>
<p>20 &#8211; Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, Peygamber&#8217;i, kendi oğullarını bildikleri gibi, bilirler. Kendilerine yazık edenler var ya! İşte onlar iman etmezler. </p>
<p>21 &#8211; Allah&#8217;a iftira ederek yalan uydurandan veya âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler. </p>
<p>22 &#8211; O gün hepsini mahşere toplayacağız. Sonra Allah&#8217;a ortak koşanlara: &#8221; Hani nerede o Allah&#8217;a ortak saydığınız ortaklarınız?&#8221; diyeceğiz. </p>
<p>23 &#8211; Sonra, (Onlar): &#8220;Rabbimiz, Allah&#8217;a yemin ederiz ki, biz müşriklerden değildik&#8221; demekten başka bir özür bulamayacaklar. </p>
<p>24 &#8211; Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti.</p>
<p>25 &#8211; İçlerinden seni dinleyenler de vardır, fakat biz, onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar, bütün delilleri görseler bile yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. Ve o kâfirler: &#8220;Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir&#8221; derler. </p>
<p>26 &#8211; Onlar, insanları Kur&#8217;ân&#8217;a iman etmekten menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvediyorlar ama farkında değiller.</p>
<p>27 &#8211; Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: &#8220;Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb&#8217;imizin âyetlerini yalanlamasaydık da müminlerden olsaydık&#8221; dediklerini bir görsen! </p>
<p>28 &#8211; Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi yine menedildikleri şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlar. </p>
<p>29 &#8211; Dediler ki:&#8221; Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, biz diriltilecek değiliz&#8221;. </p>
<p>30 &#8211; Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman onları bir görsen! Rableri onlara şöyle der: &#8220;Bu, bir gerçek değil midir?&#8221;. Onlar da: &#8220;Rabbimize yemin ederiz ki gerçektir&#8221; derler. Rableri de onlara: &#8220;Öyleyse inkârınız sebebiyle azabı tadın!&#8221; der. </p>
<p>31 &#8211; Allah&#8217;ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: &#8220;Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!&#8221; Bakın yüklendikleri günah ne kötüdür! </p>
<p>32 &#8211; Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah&#8217;tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız? </p>
<p>33 &#8211; Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar aslında seni yalanlamıyorlar, fakat, o zalimler Allah&#8217;ın âyetlerini inkâr ediyorlar. </p>
<p>34 &#8211; Senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet olunmaya sabrettiler. Allah&#8217;ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki sana, peygamberlerin haberlerinden bir kısmı gelmiştir. </p>
<p>35 &#8211; Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkabileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı. O halde cahillerden olma!</p>
<p>36 &#8211; Daveti ancak dinleyenler kabul ederler. Ölülere gelince, Allah onları diriltir, sonra O&#8217;na döndürülürler.</p>
<p>37 &#8211; Dediler ki: &#8220;Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?&#8221; De ki: &#8220;Şüphesiz ki Allah, bir mucize indirmeye kâdirdir, fakat çokları bilmezler&#8221;. </p>
<p>38 &#8211; Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar. </p>
<p>39 &#8211; Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar. </p>
<p>40 &#8211; De ki: &#8220;Kendinizi hiç düşündünüz mü, Allah&#8217;ın azabı size gelse veya kıyamet vakti gelse, Allah&#8217;tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin&#8221;.</p>
<p>41 &#8211; Hayır, yalnız o Allah&#8217;a yalvarırsınız. O da dilerse kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz. </p>
<p>42 &#8211; Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık. </p>
<p>43 &#8211; Hiç olmazsa kendilerine baskınımız geldiği zaman olsun, yalvarmalı değiller miydi? Fakat kalbleri katılaştı ve şeytan yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi.</p>
<p>44 &#8211; Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.</p>
<p>45 &#8211; Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a hamdolsun. </p>
<p>46 &#8211; De ki: &#8220;Söyleyin bakalım, eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır da kalblerinize mühür vurursa, Allah&#8217;tan başka onları size getirecek tanrı kimdir?&#8221;. Dikkat et, âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz, sonra da onlar yüz çeviriyorlar? </p>
<p>47 &#8211; De ki: &#8220;Söyler misiniz bana! Size Allah&#8217;ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan başkası mı helak olur?&#8221; </p>
<p>48 &#8211; Biz peygamberleri, ancak rahmetimizin müjdecileri ve azabımızın habercileri olmak üzere göndeririz. Artık kim iman edip durumunu düzeltirse, onlara hiç korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. </p>
<p>49 &#8211; Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yapmakta oldukları fenalıklar yüzünden onlara azap dokunacaktır. </p>
<p>50 &#8211; De ki: &#8220;Size Allah&#8217;ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.&#8221; De ki: &#8220;Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?&#8221; </p>
<p>51 &#8211; Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur&#8217;an&#8217;la uyar. Onlar için Allah&#8217;tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah&#8217;tan korkarlar. </p>
<p>52 &#8211; Sırf Allah&#8217;ın rızasını dileyerek sabah akşam Rab&#8217;lerine dua edenleri huzurundan kovma. Onların hesabından sen sorumlu değilsin, onlar da senin hesabından sorumlu değiller. Onları yanından kovduğun takdirde zalimlerden olursun. </p>
<p>53 &#8211; Biz onlardan kimini kimi ile, &#8220;Allah aramızdan bunlara mı lutfunu layık gördü&#8221; desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir? </p>
<p>54 &#8211; Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir&#8221;.</p>
<p>55 &#8211; Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz.</p>
<p>56 &#8211; De ki: &#8220;Şüphesiz ki bana, Allah&#8217;tan başka yalvardıklarınıza ibadet etmem yasaklandı&#8221;. De ki: &#8220;Sizin çarpık isteklerinize uymayacağım, (eğer uyarsam) o zaman sapıtmış olur, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum&#8221;. </p>
<p>57 &#8211; De ki: &#8220;Ben Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım, siz ise onu yalanladınız. O çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde değildir, hüküm ancak Allah&#8217;a aittir, gerçeği O anlatır ve O, hakkı bâtıldan ayırdedenlerin en hayırlısıdır&#8221;.</p>
<p>58 &#8211; De ki: &#8220;Sizin çabuk gelmesini istediğiniz azab benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızdaki durum herhalde sonuçlanmış olurdu. Allah, zulmedenleri en iyi bilendir&#8221;. </p>
<p>59 &#8211; Gaybın anahtarları O&#8217;nun katındadır, onları O&#8217;ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap&#8217;ta bulunmasın. </p>
<p>60 &#8211; Sizi geceleyin ölü gibi uyutan, gündüzün ne yaptıklarınızı bilen, sonra ölüm ânı gelinceye kadar gündüzleri sizi uyandırıp kaldıran O&#8217;dur. Sonunda da dönüşünüz ancak O&#8217;nadır. Sonra bütün yaptıklarınızı size O haber verecektir. </p>
<p>61 &#8211; O, kulları üzerinde hükümranlığı sürdürür ve size koruyucular gönderir, sonunda sizden birinize ölüm geldiği vakit elçilerimiz, hiç eksiklik yapmadan, onun canını alırlar. </p>
<p>62 &#8211; Sonra da gerçek Mevlâlarına döndürülürler. Dikkatli olun, hüküm ancak O&#8217;nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.</p>
<p>63 &#8211; De ki: &#8220;Bizi bu tehlikeden kurtarırsa elbette şükredenlerden olacağız&#8221; diye gizli ve aşikâr O&#8217;na yalvarıp dururken, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?</p>
<p>64 &#8211; De ki: &#8220;Allah, sizi ondan ve bütün sıkıntılardan kurtarır, sonra da siz yine ortak koşarsınız&#8221;. </p>
<p>65 &#8211; De ki: &#8220;O&#8217;nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azab göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter&#8221;. Bak, âyetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlar.</p>
<p>66 &#8211; Kavmin o (Kur&#8217;ân&#8217;ı) yalan saydı, halbuki o gerçektir . De ki: &#8221; Ben sizin vekiliniz değilim&#8221;. </p>
<p>67 &#8211; Her haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır, siz de onu yakında bileceksiniz. </p>
<p>68 &#8211; Âyetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman hemen onlardan uzaklaş ki, ondan başka söze dalsınlar. Eğer şeytan bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra hemen kalk, o zalimler topluluğuyla oturma.</p>
<p>69 &#8211; Allah&#8217;tan korkanlara o zalimlerin hesabından bir sorumluluk yoktur. Fakat bu bir hatırlatmadır. Gerekir ki sakınırlar.</p>
<p>70 &#8211; Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah&#8217;tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur&#8217;ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. </p>
<p>71 &#8211; De ki: &#8220;Biz Allah&#8217;ı bırakıp da bize fayda veya zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?&#8221;. De ki: &#8220;Allah&#8217;ın gösterdiği yol, yegane doğru yoldur. Bize, bütün âlemlerin Rabb&#8217;ine teslim olmamız emrolundu&#8221;.</p>
<p>72 &#8211; Bize: &#8220;Namazı dosdoğru kılın, Allah&#8217;a karşı gelmekten sakının&#8221; (diye emredildi), toplanacağınız yer O&#8217;nun huzurudur. </p>
<p>73 &#8211; Gökleri ve yeri, yerli yerince yaratan O&#8217;dur. Bir şeye &#8220;ol&#8221; dediği gün hemen oluverir. O&#8217;nun sözü haktır. &#8220;Sûr&#8221;a üfürüldüğü gün de mülk ancak O&#8217;nundur. O, gizliyi ve açığı bilendir. O, hikmet sahibi, her şeyden haberdardır.</p>
<p>74 &#8211; İbrahim, babası Âzer&#8217;e demişti ki: &#8220;sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum&#8221;. </p>
<p>75 &#8211; Böylece biz İbrahim&#8217;e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun. </p>
<p>76 &#8211; Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü:&#8221;Rabb&#8217;im budur&#8221; dedi. Yıldız batınca da:&#8221; Ben batanları sevmem&#8221; dedi. </p>
<p>77 &#8211; Ay&#8217;ı doğarken gördü: &#8220;Rabb&#8217;im budur&#8221; dedi. O da batınca: &#8220;Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum&#8221; dedi. </p>
<p>78 &#8211; Güneş&#8217;i doğarken görünce: &#8220;Rabb&#8217;im budur, bu hepsinden büyük&#8221; dedi. O da batınca dedi ki: &#8220;Ey kavmim! Ben sizin (Allah&#8217;a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım&#8221;. </p>
<p>79 &#8211; &#8220;Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah&#8217;a ortak koşanlardan değilim&#8221;. </p>
<p>80 &#8211; Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki: &#8220;Beni doğru yola eriştirdiği halde Allah hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? O&#8217;na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünmez misiniz?&#8221; </p>
<p>81 &#8211; &#8220;Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz Allah&#8217;a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?&#8221; Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır? </p>
<p>82 &#8211; İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar&#8230; İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.</p>
<p>83 &#8211; İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim&#8217;e verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Muhakkak Rabbin hikmet sahibidir, bilendir. </p>
<p>84 &#8211; Biz ona İshak&#8217;ı ve Yakub&#8217;u da hediye ettik: Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nuh&#8217;a ve onun soyundan Davud&#8217;a, Süleyman&#8217;a, Eyyub&#8217;a, Yusuf&#8217;a, Musa&#8217;ya ve Harun&#8217;a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz. </p>
<p>85 &#8211; Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas&#8217;a da (hidayet ettik). Hepsi de salih kullarımızdandı. </p>
<p>86 &#8211; İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut&#8217;u da (hidayete erdirdik). Hepsini âlemlere üstün kıldık. </p>
<p>87 &#8211; Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da (üstün kıldık). Onları seçtik ve doğru yola ilettik. </p>
<p>88 &#8211; İşte bu, Allah&#8217;ın doğru yoludur. Kullarından dilediğini o doğru yola iletir. Eğer onlar Allah&#8217;a ortak koşsalardı, yaptıkları bütün amelleri boşa giderdi. </p>
<p>89 &#8211; İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm (hikmet ve hükümranlık) ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Bunlar, ona inanmayacak olurlarsa, yerlerine, onu tanımamazlık etmiyecek bir toplum getiririz. </p>
<p>90 &#8211; Bunlar, Allah&#8217;ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların hidayetine uy. De ki:&#8221;Ben ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece bütün âlemlere bir öğüttür. </p>
<p>91 &#8211; Onlar: &#8220;Allah insanlara hiçbir şey göndermemiştir&#8221; demekle, Allah&#8217;ı gereği gibi tanıyamadılar. De ki: Musa&#8217;nın insanlara aydınlık ve hidayet olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlara çevirdiğiniz, bir kısmını belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; sizinle babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitab&#8217;ı kim gönderdi? (Onlara karşı sen) &#8220;Allah&#8221; de. Sonra onları bırak, boş laflara dalarak oyalansınlar.</p>
<p>92 &#8211; Bu Kitap (Kur&#8217;ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab&#8217;a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar. </p>
<p>93 &#8211; Allah&#8217;a karşı yalan uyduran, yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: &#8220;bana vahyedildi&#8221; diyen ve: &#8220;Allah&#8217;ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim&#8221; diye iddiada bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin halini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve:&#8221; Ruhunuzu teslim edin. Bugün, Allah&#8217;a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O&#8217;nun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azapla cezalandıralacaksınız&#8221; derler.</p>
<p>94 &#8211; Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah&#8217;ın size göre ortağı olduklarını iddia ederek yardımlarına, şefaatlarına güvendiğiniz ortakları yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.</p>
<p>95 &#8211; Şüphesiz ki taneleri ve çekirdekleri yaran Allah&#8217;tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkaran O&#8217;dur. İşte Allah budur. O halde nasıl yüz çevirirsiniz? </p>
<p>96 &#8211; Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O&#8217;dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş&#8217;i, Ay&#8217;ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah&#8217;ın takdiridir.</p>
<p>97 &#8211; Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O&#8217;dur. Şüphesiz biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.</p>
<p>98 &#8211; Sizi bir tek candan yaratan O&#8217;dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik.</p>
<p>99 &#8211; Gökten suyu indiren O&#8217;dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır. </p>
<p>100 &#8211; Onlar, Allah&#8217;a cinlerden de ortak koştular. Halbuki onları yaratan O&#8217;dur. Bilgileri olmadan O&#8217;na oğullar, kızlar uydurdular. O&#8217;nun şânı onların uydurdukları sıfatlardan münezzeh ve yücedir. </p>
<p>101 &#8211; Gökleri ve yeri yoktan var eden O&#8217;dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O&#8217;dur. Ve O, herşeyi bilendir. </p>
<p>102 &#8211; İşte Rabbiniz Allah bu! O&#8217;ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O&#8217;na kulluk edin, O her şeye vekildir. </p>
<p>103 &#8211; Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir. </p>
<p>104 &#8211; Muhakkak size Rabbinizden basiretler (kalb gözleri) geldi. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de körlük ederse zararı kendisinedir. Ben sizin bekçiniz değilim! </p>
<p>105 &#8211; İşte böylece âyetleri türlü türlü çevirip açıklıyoruz ki, onlar sana: &#8220;Sen bunları bir yerlerden okuyup öğrenmişsin&#8221; desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice beyan edelim. </p>
<p>106 &#8211; Rabbinden sana vahyedilene uy. O&#8217;ndan başka ilâh yoktur. Ortak koşanlardan da yüz çevir. </p>
<p>107 &#8211; Allah dileseydi, ortak koşmazlardı. Biz, seni onlar üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin! </p>
<p>108 &#8211; Onların Allah&#8217;tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah&#8217;a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verir. </p>
<p>109 &#8211; Müşrikler, kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka iman edeceklerine dair en ağır yeminleriyle Allah&#8217;a yemin ettiler. De ki: &#8220;Mucizeler ancak Allah katındadır&#8221;. Onlara mucizeler geldiğinde de iman etmeyeceklerini siz nerden bileceksiniz? </p>
<p>110 &#8211; Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi, gene de iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırız.</p>
<p>111 &#8211; Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah&#8217;ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler. </p>
<p>112 &#8211; Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak. </p>
<p>113 &#8211; Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar. </p>
<p>114 &#8211; Allah, size Kitab&#8217;ı (Kur&#8217;ân&#8217;ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur&#8217;ân&#8217;ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma. </p>
<p>115 &#8211; Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O&#8217;nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. </p>
<p>116 &#8211; Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece &#8220;zann&#8221;a uyarlar ve saçmalarlar. </p>
<p>117 &#8211; Şüphesiz ki Rabbin, yolundan kimlerin saptığını çok iyi bilir. O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir. </p>
<p>118 &#8211; Eğer Allah&#8217;ın âyetlerine iman ediyorsanız, Allah&#8217;ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyin. </p>
<p>119 &#8211; Size ne oluyor da Allah&#8217;ın adı anılarak kesilenlerden yemiyorsunuz? Halbuki O size, mecbur kalmanızın dışında haram olan şeyleri genişce açıklamıştır. Doğrusu birçokları bilmeden keyiflerine uyarak insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Muhakkak ki, Rabbin, sınırı aşanları çok iyi bilir. </p>
<p>120 &#8211; Günahın açığını da, gizlisini de bırakın! Günah kazananlar, yaptıklarının cezasını çekecekler. </p>
<p>121 &#8211; Üzerlerine Allah&#8217;ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak ki, Allah&#8217;a ortak koşanlardan olursunuz. </p>
<p>122 &#8211; Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları, böyle süslü gösterilir. </p>
<p>123 &#8211; Böylece, her kentte ileri gelenleri, oranın suçluları yaptık ki, orada hileler çevirsinler. Halbuki bunlar, kötülüğü başkasına değil kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar. </p>
<p>124 &#8211; Onlara bir âyet geldiği zaman: &#8220;Allah&#8217;ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz&#8221; derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara, yaptıkları hilelerinden dolayı Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir. </p>
<p>125 &#8211; Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm&#8217;a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır. </p>
<p>126 &#8211; İşte Rabbinin doğru yolu budur. Şüphesiz biz, hatırlayıp ibret alan bir kavim için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık. </p>
<p>127 &#8211; Onlar için Rableri katında selâmet yurdu vardır. Yaptıkları iyi amellerden dolayı, Allah onların dostudur. </p>
<p>128 &#8211; (Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: &#8220;Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız&#8221; der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: &#8220;Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık&#8221;. Allah da:&#8221;Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah&#8217;ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız&#8221; der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir. </p>
<p>129 &#8211; İşte biz böylece, kazandıkları günahlardan dolayı zalimlerin bir kısmını, diğer bir kısmına dost yaparız. </p>
<p>130 &#8211; (Allah) &#8220;Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?&#8221; deyince onlar: &#8220;Kendi aleyhimize şahidiz&#8221; derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler. </p>
<p>131 &#8211; Bu (şundan dolayıdır ki) Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir. </p>
<p>132 &#8211; Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. </p>
<p>133 &#8211; Rabb&#8217;ın, hiçbir şeye muhtaç değildir, merhamet sahibidir. Sizi, başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse, sizi de yok edip, sizden sonra yerinize dilediğini getirir. </p>
<p>134 &#8211; Size vaad edilenler muhakkak gelecektir, siz, onun önüne geçemezsiniz.</p>
<p>135 &#8211; De ki: &#8220;Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında (dünya) yurdunun sonunun kimin olduğunu bileceksiniz. Muhakkak zalimler kurtuluşa eremezler&#8221;. </p>
<p>136 &#8211; Allah&#8217;ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah&#8217;a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: &#8220;Bu, Allah&#8217;a ait; şu da ortaklarımıza ait&#8221; demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah&#8217;a ulaşmamakta, fakat Allah&#8217;a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür. </p>
<p>137 &#8211; Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi güzel gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, uydurduklarıyla baş başa bırak!</p>
<p>138 &#8211; Zanlarınca dediler ki:&#8221;Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtına binilmesi yasaklanmış hayvanlar.&#8221; Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allah&#8217;ın adını anmadan boğazlarlar. Bütün bunları Allah&#8217;a iftira ederek yaparlar. Allah onları iftiralarıyla cezalandıracaktır. </p>
<p>139 &#8211; Dediler ki: &#8220;Bu hayvanların karınlarındakiler sadece erkeklerimize ait olup kadınlarımıza haramdır&#8221;. Eğer ölü doğarsa o zaman hepsi onda ortaktır. Bu nitelemelerinden dolayı Allah onların cezasını verecektir. Çünkü O hikmet sahibidir, her şeyi bilendir. </p>
<p>140 &#8211; Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah&#8217;ın kendilerine verdiği rızkı, Allah&#8217;a iftira ederek haram kılanlar muhakkak ki, ziyana uğradılar. Bunlar, doğru yoldan sapmışlardır; hidayete erecek de değillerdir. </p>
<p>141 &#8211; Asmalı ve asmasız (üzüm) bahçeleri, hurmaları, ürünleri çeşit çeşit ekinleri, zeytinleri ve narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde yaratan O&#8217;dur. Her biri meyve verince meyvesinden yiyin, hasat günü de hakkını (zekat ve sadakasını) verin; ama israf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez. </p>
<p>142 &#8211; Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı). Kimi yük taşır, kiminin yününden döşek yapılır. Allah&#8217;ın size verdiği rızıktan yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın (peşinden gitmeyin); çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. </p>
<p>143 &#8211; Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden iki. De ki: &#8220;(Allah), iki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru iseniz bana ilimle haber verin.&#8221;</p>
<p>144 &#8211; Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: (Allah), &#8220;İki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişiyi mi, ya da iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Yoksa, Allah&#8217;ın size böyle vasiyet ettiğine şahitler mi oldunuz? (O&#8217;nun yanında mıydınız?). Böyle hiçbir bilgiye dayanmadan, insanları saptırmak için, Allah&#8217;a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah, o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez&#8221; </p>
<p>145 &#8211; De ki: &#8220;Bana vahyolunanda, (bu haram dediklerinizi) yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti &#8211; ki bu gerçekten pistir yahut Allah&#8217;tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır. Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)&#8221; Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir. </p>
<p>146 &#8211; Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında, yahut bağırsaklarında bulunan, ya da kemiğe karışan yağlar dışında, sığır ve koyunun da, yağlarını onlara haram ettik. Saldırganlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz. </p>
<p>147 &#8211; Eğer seni yalanladılarsa, de ki: &#8220;Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O&#8217;nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmez.&#8221; </p>
<p>148 &#8211; Allah&#8217;a ortak koşanlar diyecekler ki: &#8220;Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık.&#8221; Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: &#8220;Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.&#8221;</p>
<p>149 &#8211; De ki: &#8220;En kesin ve üstün delil, Allah&#8217;ındır. Allah isteseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi.&#8221; </p>
<p>150 &#8211; De ki: &#8220;Haydi, Allah bunu yasak etti diye tanıklık edecek şahitlerinizi getirin.&#8221;. Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme. Âyetlerimi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların keyiflerine uyma. Çünkü onlar Rablerine başkasını denk tutuyorlar. </p>
<p>151 &#8211; De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O&#8217;na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah&#8217;ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti. </p>
<p>152 &#8211; Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah&#8217;a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştir. </p>
<p>153 &#8211; İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O&#8217;nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir. </p>
<p>154 &#8211; Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa&#8217;ya Kitab&#8217;ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar. </p>
<p>155 &#8211; İşte bu (Kur&#8217;ân) da mübarek bir Kitap&#8217;tır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah&#8217;tan korkun ki, size rahmet edilsin. </p>
<p>156 &#8211; (Onu size indirdik ki:) &#8220;Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)&#8221; demeyesiniz. </p>
<p>157 &#8211; Yahut: &#8220;Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk&#8221;, demeyesiniz. İşte size de Rabbinizden açık delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah&#8217;ın âyetlerini yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. </p>
<p>158 &#8211; (İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: &#8220;Bekleyin; biz de beklemekteyiz.&#8221; </p>
<p>159 &#8211; Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah&#8217;a kalmıştır, sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir. </p>
<p>160 &#8211; Kim iyilik getirirse, ona o (getirdiği)nin on katı vardır. Kim kötülük getirirse, sadece onun dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar. </p>
<p>161 &#8211; De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah&#8217;ı birleyen İbrahim&#8217;in dinine. O, ortak koşanlardan değildi. </p>
<p>162 &#8211; De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. </p>
<p>163 &#8211; Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim. </p>
<p>164 &#8211; De ki: Allah herşeyin Rabbi iken, ben O&#8217;ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir. </p>
<p>165 &#8211; Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O&#8217;dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve O, bağışlayan, esirgeyendir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/elmalili-meali/6-enam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

