<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kur&#039;an-ı Kerim &#187; BAKARA Suresi Meali</title>
	<atom:link href="http://www.islamidavet.net/etiket/bakara-suresi-meali/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamidavet.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 00:26:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>2.BAKARA SURESİ</title>
		<link>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/abdulbaki-golpinarli-meali/2-bakara-suresi/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/abdulbaki-golpinarli-meali/2-bakara-suresi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 01:26:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Abdülbaki Gölpınarlı Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülbaki GÖLPINARLI]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülbaki GÖLPINARLI Türkçe Meali]]></category>
		<category><![CDATA[BAKARA]]></category>
		<category><![CDATA[BAKARA Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[BAKARA Suresi Meali]]></category>
		<category><![CDATA[Elmalılı Meali]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<category><![CDATA[Sure Meali]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe meal]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Mealler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.net/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[Medenidir, ikiyüz seksen alt âyettir. Rahman ve rahîm Allah adiyle 1- Elif lâm mîm. 2- Bu, bir kitaptır ki onda şüphe yok. Tokvâ sahiplerine yol göstericidir. 3- Onlar, gaybe inanırlar, namaz kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcarlar. 4- Onlar, sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilenlere de; ahirete de iyice inanmışlardır. 5- Onlardır rablerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Medenidir, ikiyüz seksen alt âyettir.<br />
Rahman ve rahîm Allah adiyle</p>
<p>1- Elif lâm mîm.</p>
<p>2- Bu, bir kitaptır ki onda şüphe yok. Tokvâ sahiplerine yol göstericidir. </p>
<p>3- Onlar, gaybe inanırlar, namaz kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcarlar. </p>
<p>4- Onlar, sana indirilene de inanırlar, senden önce indirilenlere de; ahirete de iyice inanmışlardır. </p>
<p>5- Onlardır rablerinden doğru yolu bulanlar, onlardır kurtulup muratlarına erenler.</p>
<p>6- Kâfir olanlara gelince: İster korkut onları, ister korkutma, birdir; inanmazlar.</p>
<p>7- Allah kalplerini, kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde var, pek büyük azâb onlara.</p>
<p>8- İnsanlardan Allah’a ve son güne inandık diyenler de var, inanmamışlardır.</p>
<p>9- Allah’ı ve inanları kandırırlar sanki Halbuki haberleri yok, ancak kendilerini kandırırlar.</p>
<p>10- Kalplerinde hastalık var, Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylediklerinden dolayı onlara elemli bir azap var.</p>
<p>11- Onlara, yeryüzünde fesat çıkarmayın dendi mi, derler ki: Biz islâh edicileriz.</p>
<p>12- Bilin ki onlardır fesatçılar ama anlamazlar.</p>
<p>13- Onlara, inanan insanlar gibi siz de inanın dendi mi, derler ki: Akılsızlar gibi biz de mi inanacağız? Bilin ki aklı az olanlar onlardır ama bilmezler.</p>
<p>14- İnananlarla buluştular mı inandık derler. Şeytanlarıyla yalnız kaldılar mı şüphe yok ki derler, biz sizinleyiz, biz ancak alay etmekdeyiz.</p>
<p>15- Allah onlarla alay eder, taşkınlıklarında, azgınlıklarında başı boş dolaşsınlar diye mühlet verir onlara.</p>
<p>16- Onlardır doğru yolu satıp azgınlığı alanlar. Alış-verişlerinden faydalanmadıkları gibi bir kazanç yolu da tutmamışlardır.</p>
<p>17- Onlar, bir ateş yakıp ışıklanmak isteyen kimseye benzerler. Ateş, çevrelerindeki şeyleri aydınlattı mı Allah, nurlarını alıverir de onları karanlıklarda bırakır, görmezler.</p>
<p>18- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, doğru yola dönemezler.</p>
<p>19- Yahut da gökten boşana boşana yağan yağmura tutulmuşa benzerler; orada karanlıklar var, gök gürlemede, şimşek çakmada. Ölüm korkusuyla yıldırımların sesini duymamak için parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Allah’sa inanmayanları çepçevre kaplamış, kavramıştır.</p>
<p>20- Şimşek neredeyse gözlerini alacak onların. Çakıp etraf aydınlandı mı yürürler, karanlıkta kaldılar mı dururlar. Allah dilerse duymalarını da alır, gözlerini de kör eder. Şüphe yok ki Allah’ın her şeye gücü yeter.</p>
<p>21- Ey insanlar, sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibadet edin de takvâ sahiplerinden olun.</p>
<p>22- Öyle bir Allah’tır ki size yeryüzünü döşek etmiştir, gökyüzünü tavan. Gökten yağmur yağdırır, o yağmurla meyveler yetiştirir. Sizi rızıklandırır. Ona eşitler var demeyin, zâten olmadığını bilirsiniz de.</p>
<p>23- Kulumuza indiregeldiğimiz Kur’ân’da şüpheniz varsa ona benzer bir sûre getirin, doğrucuysanız Allah’tan başka tanıklarınızı da çağırın.</p>
<p>24- Bunu yapamazsanız, kesin olarak da yapamazsınız ya, sakının odunu insanlarla taşlar olan ve kâfirlere hazırlanan ateşten.</p>
<p>25- İnananlara ve iyi işlerde bulunanlara müjde ver: Onlar içindir kıyılarından ırmaklar akan bahçeler. Orada bir meyveyle rızıklandılar mı bundan önce de bunu tatmıştık derler, onları dünyadakilere benzetirler. Onlara, dünyadakilere benzer rızıklar sunulur. Orada tertemiz eşler de var onlara, orada ebedî kalırlar.</p>
<p>26- Şüphe yok ki Allah, sivrisineği de örnek getirmekten çekinmez, ondan üstün olanları da. İnananlar bilirler ki bu örnek, yerindedir ve Rablerindendir. Fakat inanmayanlar, Allah bu örnekle ne demek istiyor ki derler. O, bununla çoklarını şaşırtıp azdırır, çoklarını da doğru yola getirir. Azdırıp şaşırttıkları, ancak kötü işler yapanlardır.</p>
<p>27- Kötülükte bulunanlar onlardır ki Allah’la ahdettikten sonra ahitlerini bozarlar. Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler, yeryüzünde bozgunculuk ederler. Onlardır ziyankârlar.(1)</p>
<p>28- Allah’ı nasıl inkâr edebilirsiniz ki ölüydünüz, diriltti sizi. Sonra öldürür, sonra gene diriltir, sonra da gerisin geriye ona dönersiniz.</p>
<p>29- Öyle bir Allah’tır ki yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı, sonra iradesini yücelere yöneltti de gökleri nizam ve intizam üzere yedi kat olarak yarattı. O, her şeyi bilir.(2)</p>
<p>30- Hani Rabbin meleklere, ben yeryüzünde mutlaka bir halife yaratacağım demişti. Demişlerdi ki: Orada bozgunculuk edecek ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Biz, sana hamd ederek noksan sıfatlardan arılığını söylemede, seni kutlamadayız ya; ben, sizin bilmediğinizi bilirim demişti.</p>
<p>31- Âdem’e bütün adları bildirmişti de meleklere o adlarla anılan şeyleri gösterip hadi demişti, doğrucuysanız bunların adlarını haber verin.</p>
<p>32- Demişlerdi ki: Noksan sıfatlardan seni arı biliriz, bize bildirdiğin şeylerden başka bilgimiz yok. Şüphe yok ki sen, her şeyi bilirsin, hüküm ve hikmet sahibisin.</p>
<p>33- Demişti ki: Ey Âdem onlara, yaratıkları adlarıyla haber ver, Âdem, her şeyi adlı adınca haber verince demişti ki: Ben size demedim mi, göklerdeki gizli şeyleri de bilirim, yeryüzünde ki gizli şeyleri de. Açığa vurduğunuzu da bilirim, gizlediğinizi de.</p>
<p>34- Hani meleklere, Âdem’e secde edin demiştik de İblisten başka bütün melekler secde etmişlerdi. O, secde etmekten çekinmiş, ululanmak istemişti de kâfirlerden olmuştu.(3)</p>
<p>35- Demiştik ki: Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, dilediğinizi bol bol yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, yoksa haddini aşanlardan olursunuz.</p>
<p>36- Şeytansa oradan onların ayaklarını kaydırdı, onları bulundukları makamdan çıkarıverdi. Dedik ki: Bâzınız, bâzınıza düşman olarak inin buradan. Bir zamana kadar yeryüzünde oturmanız, oradan rızıklanmanız mukadder.</p>
<p>37- Âdem, Rabbinden bâzı sözler belledi de Allah tövbesini kabul etti. Şüphe yok ki o, bütün tövbeleri kabul eder, rahîmdir.</p>
<p>38- Dedik ki: Hepiniz de cennetten inin. Fakat benden size bir doğru yol gösterici geldi mi o doğru yolu gösterenin izinden gidenlere ne korku vardır, ne hüzün.</p>
<p>39- İnanmayanlarla delillerimizi yalanlayanlara gelince: Onlardır ateş ehli; onlar, orada ebedî kalırlar.</p>
<p>40- Ey İsrailoğulları, anın size verdiğim nîmeti. Vefa edin ahdime de vefa edeyim ahdinize ve ancak benden korkun artık.</p>
<p>41- İndirdiğim Kur’ân’a inanın. Sizdeki kitabı da doğrulayıcıdır o. Ona ilk inanmayan siz olmayın. Delillerimi az ve değersiz bir parayla değişmeyin, ancak benden sakının.</p>
<p>42- Doğruyu bâtılla karıştırıp da bile bile gerçeği unutup gizlemeyin.</p>
<p>43- Namaz kılın, zekât verin, rükû edin rükû edenlerle.</p>
<p>44- İnsanlara iyilik etmelerini emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Ve kitabı okumaktasınız siz. Aklınız mı yok, düşünmez misiniz?</p>
<p>45- Sabretmek ve namaz kılmak hususunda Allah’tan yardım dileyin. Bunlar ağır ve büyük şeylerdir ama saygılı kimselere göre değil.</p>
<p>46- Saygılılar, öyle kimselerdir ki Rablerine ulaşacaklarını iyiden iyiye umarlar, ona döneceklerini iyiden iyiye bilirler.</p>
<p>47- Ey İsrail oğulları, anın size verdiğim nîmetlerimi, anın sizi bütün âlemlerden üstün ettiğimi.</p>
<p>48- Korkun o günden ki hiç kimse, bir başkasının yerine bir şey ödeyemez o gün; kimsenin kimseye şefaati kabul edilmez, kimseden karşılık da alınmaz, onlara yardım da edilmez.</p>
<p>49- Hatırlayın o zamanı ki sizi Firavun’un soyundan kurtardık. Onlar, size kötü bir sûrette azâp ediyorlar, oğullarınızı kesiyorlar, kızlarınızı diri bırakmak istiyorlardı. Bu işte Rabbinizin bir sınaması vardı.</p>
<p>50- Bir vakit sizin için denizi yardık da kurtardık sizi; Firavun’un soyunu sopunu sulara boğduk; siz de buna bakıp duruyordunuz.(4)</p>
<p>51- Bir vakit Mûsâ’ya kırk gecelik vâde verdik. Sonra siz, o yokken tuttunuz da buzağıya kapıldınız, böylece zulmediyordunuz işte.</p>
<p>52- Bundan sonra gene sizi affettik, şükretmeniz gerekti.</p>
<p>53- Doğru yolu bulasınız diye bir vakit Mûsâ’ya kitap ve doğruyla eğriyi ayırt eden hükümler verdik.</p>
<p>54- Hani Mûsâ, kavmine, siz buzağıya kapılmakla gerçekten kendinize zulmettiniz; tertemiz yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu, yaratıcınız katında sizin için çok hayırlıdır demişti de Allah, bu yüzden tövbenizi kabul etmişti. Şüphe yok ki o, tövbeleri kabul eden rahîmdir.</p>
<p>55- Bir zamanlar yâ Mûsâ demiştiniz, Allah’ı apaçık görmedikçe inanmayız sana. Derken bakınıp duruyordunuz, bir yıldırım düşmüş de sizi yakıvermişti.</p>
<p>56- Sonra da gene şükredesiniz diye ölümünüzden sonra sizi dirilttik.</p>
<p>57- Bulutla gölgelendirmiştik sizi. Rızıklandırdığımız tertemiz şeylerden yiyin diye size kudret helvasıyla bıldırcın indirmiştik. Onlar, zulmü bize etmediler, kendilerine ettiler. </p>
<p>58- Bir vakit şu şehre girin, nîmetlerinden, nerede dilerseniz orada bol-bol yiyin, kapısından secde ederek girin, burası yurttur deyin, yarlıganma dileyin de suçlarınızı örtelim; iyilikte bulunanların sevabını daha da arttıracağız demiştik.(5)</p>
<p>59- Fakat zulmedenler, sözü, kendilerine söylenen şekilden başka bir şekle sokmuşlar, değiştirmişlerdi. Biz de zulmedenlere, kötülükte bulunduklarından dolayı gökten bir azap indirivermiştik. (6)</p>
<p>60- Gene bir zaman oldu ki Mûsâ, kavmi için su diledi de ona, sopanla vur taşa demiştik. Vurunca taştan on iki pınar fışkırmıştı. Halkın her bölüğü, su içeceği kaynağı bilmiş, anlamıştı. Allah’ın rızkından yiyin, için de haddinizi aşıp yeryüzünü fesada vermeyin.6</p>
<p>61- Bir zaman demiştiniz ki: Yâ Mûsâ, biz bir türlü yemeğe dayanamayız. Rabbinden bizim için iste de bize yerin yetiştirdiği şeylerden versin. Yerden yeşillik, kabak, sarımsak, mercimek, soğan bitirsin. Mûsâ demişti ki: Daha hayırlı olanı, ondan daha aşağılık bir şeyle değiştirmek mi istiyorsunuz? Mısır’a inin, orada dilediğiniz şey var. Üzerlerine aşağılık ve yoksulluk çullanmıştı, Allah’ın da gazabına uğradılar. Evet, öyle de oldu; çünkü Allah’ın delillerine inanmamışlardı, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet, öyle de oldu; çünkü isyana boğulmuşlardı, çünkü aşırı gidiyorlardı.</p>
<p>62- Şüphe yok ki insanlarla Yahûdi olanlardan, Nasrânîlerden, Sâbiî-lerden, Allah’a ve son güne inanan ve iyi işler gören kimselere, Rableri katında ecir var. Onlar için ne korku vardır, ne hüzün.(7)</p>
<p>63- Gene bir vakit sizden söz almıştık, Tur dağını üstünüze yüceltmiştik. Size verdiğimiz kitabı azimle alın, sakınanlardan olmak için de içindeki emirleri anın demiştik.</p>
<p>64- Bundan sonra gene yüz çevirmiştiniz. Allah’ın ihsânı ve rahmeti ol-masaydı ziyankârlardan olurdunuz ya.</p>
<p>65- Bilirsiniz elbet, içinizde cumartesi gününe hürmet etmeyip emirden çıkanlara aşağılık maymun olun demiştik.(8)</p>
<p>66- O zaman bunu görenlerle sonradan gelenlere ibret, sakınanlara da bir öğüt olmak üzere onları maymun şekline sokmuştuk.</p>
<p>67- Gene bir zaman Mûsâ, kavmine demişti ki: Şüphe yok ki Allah, size bir inek boğazlamanızı emrediyor. Kavmi, bizimle alay mı ediyorsun demişti. Mûsâ, Allah’a sığınırım bilgisizlere katılmaktan demişti.</p>
<p>68- Peki demişlerdi, Rabbine dua et de ne biçim inek keselim, açıklasın bize. Mûsâ, Allah diyor ki demişti, ne işten kalmış kart olacak, ne genç. İkisi arası dinç bir inek olmalı. Hadi, size emredilen şeyi yapın.</p>
<p>69- Demişlerdi ki: Rengi nasıl olsun? Rabbine dua et de açıklasın bize. Mûsâ, Allah diyor ki demişti, sapsarı, lekesiz olacak, bakanlara sevinç, neşe verir bir renk.</p>
<p>70- Demişlerdi ki: Bu nasıl inek? Bizce inek ineğe benzer. Rabbine dua et de bize bildirsin. Allah dilerse buluruz elbet.</p>
<p>71- Mûsâ, Allah diyor ki demişti, ne çifte koşulup tarla sürmüş olacak, ne ekin sulamış olacak. Ayıpsız, lekesiz, alacasız olmalı. Hah demişlerdi, şimdi gerçeği söyledin. İneği boğazladılar, boğazladılar ama az kaldı bu emri yerine getiremeyeceklerdi.</p>
<p>72- O vakit birisini öldürmüş, çekişip suçu üstünüzden atmıştınız hani. Allah’sa gizlediğinizi açığa vuracaktı.</p>
<p>73- Demiştik ki: O adama, ineğin bir uzvuyla vurun işte Allah, aklınız başınıza gelsin diye ölüleri böyle diriltir, delillerini size böyle gösterir.</p>
<p>74- Ama bundan sonra kalpleriniz katılaştı, taşa döndü, Hattâ taştan da katı bir hale geldi. Çünkü öyle taşlar var ki içinden nehirler kaynar. Öylesi var ki çatladı mı bağrından su fışkırır. Öylesi de var ki Allah korkusundan yerlere yuvarlanır. Allah, yaptığınızdan gafil değil ki.</p>
<p>75- Bunların, size inanıvereceklerini mi umuyor, buna mı tamah ediyorsunuz? İçlerinde bir bölük var ki Allah sözünü duyduktan, akılları o sözleri aldıktan sonra da bile-bile değiştirirlerdi o sözleri.</p>
<p>76- Onlar, inananlarla buluştular mı inandık derler de sonra birbirleriyle yalnız kaldılar mı aklınız mı yok derler, Rabbiniz indinde sizinle çekişsinler, aleyhinize delil göstersinler diye mi Allah’ın size açıkladığı şeyi tutup onlara söylüyorsunuz? </p>
<p>77- Bilmezler mi ki Allah, onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da.</p>
<p>78- İçlerinde, anasından doğduğu gibi kalan, okuma yazma bilmeyenler de var ki onlar, kitap nedir bilmezler. Bildikleri şey, ancak kuruntularıdır, onlar, ancak zanna kapılırlar.</p>
<p>79- Elleriyle kitap yazıp sonra da az bir para almak için bu, Allah tarafından geldi diyenlerin vay hallerine. Elleriyle yazdıklarından, o kitabı, kendileri düzdüklerinden dolayı vay hallerine, kazançları yüzünden vay hallerine.</p>
<p>80- Dediler ki: Ateş, bizi yaksa bile birkaç gün yakar. De ki: Allah’tan bir söz mü aldınız? Aldınızsa Allah sözünden hiç dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz? </p>
<p>81- Hayır, iş öyle değil; kim bir günah kazandı, vebali kendisini sardı, kapladıysa işte o çeşit adamlardır ateş ehli. Onlar, ateşte ebedî kalırlar.</p>
<p>82- İnananlarla iyi işler görenlere gelince: Onlar cennet ehlidir, onlar da cennette ebedîdir.</p>
<p>83- Bir zaman İsrailoğullarından, Allah’tan başkasına tapmamak, anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik etmek üzere kesin söz almıştık. İnsanlara güzellikle söz söyleyin, iyi şeyler buyurun, namaz kılın, zekât verin demiştik. Sonra pek azınız müstesna, sözünüzden dönmüştünüz, hâlâ da dönmedesiniz zâten.</p>
<p>84- Bir zaman birbirinizin kanını dökmemek, yerinizden yurdunuzdan çıkmamak hususunda kesin söz almıştık sizden. Sonra siz de bunu ikrar etmiş, siz de buna tanık olmuştunuz.</p>
<p>85- Sonra da sizler, o kişilersiniz ki birbirinizi öldürüyorsunuz. Bir bölüğünüzü yerinden yurdundan çıkarıyorsunuz. Onların aleyhinde, kötülükte, düşmanlıkta bulunmak üzere birleşiyorsunuz. Elinize esir düşerlerse onlara karşılık esirler veriyor, gene onları yurtlarına sokmuyorsunuz. Halbuki onları yurtlarından çıkarmak bile haramdı size. Yoksa kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmına inanmıyor musunuz? İçinizde bunları yapanların kazancı, dünya hayatında ancak horluktan ibaret, kıyamet günüyse onlar daha çetin bir azâba atılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir ki.</p>
<p>86- Onlar, ahireti dünya yaşayışına satmış kimselerdir. Onların azâbı da hafifletilmez, onlara yardım da edilmez.</p>
<p>87- Şüphe yok ki Mûsâ’ya Tevrat’ı verdik, ardından birtakım peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya apaçık deliller verip onu Rûh-ül-Kudüs’le kuvvetlendirdik. Nefsinizin hoşlanmadığı bir emirle peygamber geldi mi demek ululanmak isteyeceksiniz, kiminiz onları yalanlayacak, kiminiz öldürecek ha.(9)</p>
<p>88- Dediler ki: kalplerimiz örtülü, kılıf içinde. İş öyle değil. Küfürleri yüzünden Allah onları rahmetinden uzaklaştırdı. Onun için azı, pek azı inanır.</p>
<p>89- Evvelce kâfir olanlara üst gelmek için imdat isterlerken Allah tarafından, onların inandığı kitabı tasdik eden bir kitap geldi, bildikleri, tanıdıkları zuhur etti mi ona kâfir oldular. Hay Allah’ın lâneti kâfirlere olsun.</p>
<p>90- Ne pis şeydir o kendilerini satmaları, bu sûretle de Allah’ın indirdiği Kur’ân’a kâfir olmaları, Allah’ın, kullarından dilediğine ihsân edip kitap indirmesine haset ederek kâfirlikte bulunmaları. Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. Kâfirler için aşağılık bir azap var.</p>
<p>91- Onlara, Allah’ın indirdiğine inanın denince biz, bize indirilene inandık derler de ondan başkasına inanmazlar. Halbuki o, gerçektir, onlara inen kitabın gerçekliğini söyler. De ki: İnanmışsanız neden önceleri Tanrı peygamberlerini öldürdünüz? </p>
<p>92- Andolsun ki Mûsâ, size açık delillerle geldi de ondan sonra tuttunuz, buzağıya taptınız, siz o zâlimlersiniz işte.</p>
<p>93- De ki: O vakit sizden kesin söz almıştık, Tur dağını üstünüze yüceltmiştik. Size verdiğimizi azimle tutun, dinleyin demiştik. Onlar da duyduk demişlerdi ve âsi olduk. Buzağı sevgisi, küfürleri yüzünden tâ iliklerine işlemişti. İnanmışsanız inancınız, ne de kötü ve pis şey emrediyor size.</p>
<p>94- De ki: Âhiret yurdu, Allah katında başkalarının değil de bilhassa sizinse ve sözünüzde doğrucuysanız ölümü dilesenize.</p>
<p>95- Fakat elleriyle kazandıkları suçlardan dolayı hiçbir zaman dilemezler. Allah, zâlimleri iyice bilir.</p>
<p>96- Andolsun ki onları, insanların hayata en düşkünü olarak bulursun. Onlar, müşriklerden de düşkündür hayata. Her biri bin yıl yaşamayı arzular. Fakat yaşasa ne olacak? Onu azaptan kurtaramaz ki. Allah, ne yapıyorlarsa görmede.</p>
<p>97- De ki: Kim Cibrîl’e düşmansa iyi bilsin ki o, Allah’ın izniyle evvelce inen kitapların doğruluğunu bildiren, inananlara doğru yolu gösteren ve bir müjdeci olan Kur’ân’ı, senin kalbine indirmiştir.(10)</p>
<p>98- Kim, Allah’a ve meleklerine ve peygamberlerine ve Cibrîl’e ve Mîkâl’e düşman olursa bilsin ki Allah da kâfirlere düşmandır.(11)</p>
<p>99- Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. Onlara, ancak kötü işlerde bulunanlar kâfir olur.</p>
<p>100- Onlarla bir ahde girişildi mi içlerinden bir bölüğü o ahdi bozacak ha. Bir bölüğünün ahdini bozması şöyle dursun, zâten çokları inanmazlar.</p>
<p>101- Allah tarafından onlarda bulunan kitabın doğruluğunu bildiren bir peygamber geldi mi kitap ehlinin bir kısmı, Allah’ın kitabını artlarına atarlar, sanki de bilmezler.</p>
<p>102-(12) (13) Tuttular da Süleyman’ın saltanatı aleyhine, Şeytanların kapıldıkları şeylere uydular. Halbuki Süleyman kâfir olmamıştı, Şeytanlar kâfir olmuşlardı. İnsanlara büyü yapmasını ve Babil’deki Hârût, Mârût adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. O iki melek, hiçbir kimseye biz, ancak ve ancak Allah tarafından bir sınamayız, sakın kâfir olma demeden bir şey öğretmiyordu. Onlardan, karıyla kocanın arasını açan şeyleri öğreniyorlardı. Öğrenenler de Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, fakat hiçbir faydası olmayacak şeyleri öğrenmekteydiler. Andolsun ki bu bilgiyi satın alanın âhiretten nasibi yoktur, bunu iyice bilmişlerdi de. Fakat bir de canları pahasına satın aldıkları o şeyin ne pis şey olduğunu bilselerdi.12</p>
<p>103- İman edip de kötülüklerden korunsalardı elbette Allah’tan elde edecekleri sevap, daha hayırlı olacaktı. Bir bilselerdi bunu.</p>
<p>104- Ey insanlar, “bizi de gözet, bırak da anlayalım” demeyin. “Bize de bak, bizi de gözet” deyin ve dinleyin. Kâfirlere pek elemli bir azap var.13</p>
<p>105- Ne kitap ehlinden kâfir olanlar, ne de müşrikler, size Rabbinizden bir hayır indirilmesini istemezler. Allah’sa dilediğini rahmetiyle seçer de ona bir hususiyet verir. Allah büyük bir ihsân sahibidir.</p>
<p>106- Bir âyetin hükmünü değiştirir, yahut geri bırakırsak ya ondan hayırlısını getiririz, yahut onun eşidini. Bilmez misin ki Allah’ın her şeye gücü yeter.</p>
<p>107- Bilmez misin ki şüphesiz göklerin saltanatı da Allah’ındır, yeryüzünün saltanatı da ve sizin için Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne bir yardımcı.</p>
<p>108- Yoksa siz de peygamberinizi, evvelce Mûsâ’ya olduğu gibi sorguya mı çekmek istersiniz? Kim küfrü imanla değişirse artık doğru yoldan sapmış, azıtmış gitmiştir.</p>
<p>109- Kitap ehli olanların çoğu, sizi imana geldikten sonra döndürmek ister, kâfir olmanızı diler. Gerçek, kendilerince de besbellidir ama sonra bunu, özlerindeki hasetlerinden isterler. Allah emri gelinceye dek bırakın, aldırış bile etmeyin. Şüphe yok ki Allah’ın her şeye gücü yeter.</p>
<p>110- Namaz kılın, zekât verin. Kendiniz için; Önceden ne hayırda bulunursanız onu, Allah katında bulursunuz. Şüphe yok ki Allah, yaptıklarınızı görür.</p>
<p>111- Cennete Yahûdi yahut Nâsranî olmayan kesin olarak giremez dediler, kendi kuruntuları bu. De ki: Doğrucuysanız hadi, delillerinizi getirin bakalım.</p>
<p>112- Evet, kim, özü halis olarak yüzünü tertemiz bir sûrette Allah’a çevirir, ona teslîm olursa ecri Rabbinin katındadır. Onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar.</p>
<p>113- Yahûdiler, Nâsranîlere, hiçbir şeye dayanmıyorlar dediler. Nâsranîler de, Yahûdiler, hiçbir şeye dayanmıyorlar dediler. Halbuki hepsi de kitap okurlar. Bilgisi olmayanlar da tıpkı onların dediklerini dedi. Allah, aykırılığa düştükleri şey yüzünden, kıyamet gününde aralarını bulur, gerçek hükmü verir elbet.</p>
<p>114- Allah için yapılan mescitlerde Allah’ın adının anılmasını men’eden ve onların yıkılmasına çalışan kimseden daha zâlim kim var ki? Bunlar, ancak oralara korka korka girebilirler. Onlara dünyada horluk var, âhirette de pek büyük bir azap.</p>
<p>115- Doğu da Allah’ındır, batı da. Artık nereye dönerseniz dönün, orada Allah’a dönmüş olursunuz. Şüphe yok ki Allah’ın lütfü, rahmeti boldur, o her şeyi bilir.</p>
<p>116- Allah, kendisine oğul edindi dediler, hâşâ. Belki göklerde de ne varsa onundur, yeryüzünde de; hepsi de ona ram olmuştur.</p>
<p>117- Gökleri de eşsiz, örneksiz yaratan odur, yeryüzünü de. Bir işin olmasını diledi mi ona ancak ol der, o iş oluverir.</p>
<p>118- Bilgisi olmayanlar, Allah bizimle konuşsa, yahut bize bir delil, bir mucize gelse dediler. Önce gelenler de tıpkı onlar gibi söylemişlerdi. Kalpleri, ne kadar da birbirine benzedi onların. Gerçeği iyice bilmek isteyenlere âyetlerimizi apaçık gösterdik.</p>
<p>119- Şüphe yok ki biz, seni dosdoğru bir müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik, zâten sen, o cehennemliklerden sorumlu da değilsin.</p>
<p>120- Onların dinine uymadıkça ne Yahûdiler senden razı olurlar, ne Nasrânîler. De ki: Ancak Allah’ın hidâyet yolu, doğru yoldur. Bilgi sahibi olduktan sonra da onların nefsanî dileklerine uyarsan sana Allah’tan başka ne bir dost vardır artık, ne bir yardımcı.</p>
<p>121- Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu hakkıyla okurlar. İşte onlar kitaba inanırlar. Ona inanmayanlarsa ziyankârların ta kendileridir.</p>
<p>122- Ey İsrailoğulları, size verdiğim nîmetimi ve sizi âlemlere üstün ettiğimi anın.</p>
<p>123- Sakının o günden ki kimse, o gün kimsenin bir şeyini ödeyemez, kimseden bir karşılık kabul edilmez, kimsenin kimseye şefaati fayda vermez, onlara yardım da edilmez.(14)</p>
<p>124- O zamanlar Rabbi, İbrahîm’i bâzı sözlerle sınadı. O, bunları yerine getirip tamamlayınca dedi ki: Ben seni insanlara imam edeceğim. İbrahîm, soyumu da imam et dedi. Allah, benim ahdime dedi, zâlimler nail olamazlar.(15)</p>
<p>125- O sıralarda Kâ’be’yi sevap kazanma yeri ve emniyet yurdu ettik. İbrahîm’in makamını namazgâh edinin. İbrahîm’le İsmâîl’e de, evimi, dönüp dolaşanlara, burada oturup ibadette bulunanlara, rükû ve sücud edenlere tertemiz tutun diye kesin emir verdik.</p>
<p>126- O zaman İbrahîm, Yâ Rabbi dedi, bu şehri emniyetli bir yer et. Buradakilerden Allah’a ve son güne inananları meyvelarla rızıklandır. Allah, kâfir olanı da bir müddet rızıklandıra-cağım da sonra zorla onu, ateşle azâba uğratacağım. Oraya gidiş, ne yaman bir sonuçtur, ne kötü bir gidiştir dedi.</p>
<p>127- O vakit İbrahîm ve İsmâîl Kâbe’nin temel duvarlarını yükselttiler de Rabbimiz dediler, bu evi yaptık, sen kabul et. Şüphe yok ki sen, her şeyi duyansın, bilensin.</p>
<p>128- Rabbimiz, bizi sana teslîm olmuş kullardan et, soyumuzdan da Müslüman bir ümmet izhar eyle. İbadet yerlerini, ibadetimizin yolunu yoradamını göster bize. Tövbe ettikçe tövbemizi kabul et. Şüphe yok ki sen, tövbeleri kabul eden rahîmsin.</p>
<p>129- Rabbimiz, onların içinden bir peygamber gönder de onlara, senin âyetlerini okusun, kitabı, hikmeti öğretsin, onları tertemiz bir hale getirsin. Şüphe yok ki sen, yücelik, hüküm ve hikmet sahibisin.</p>
<p>130- Kendini bilmeyenden, aklı başında olmayandan başka kim, İbrahîm’in dininden döner? Andolsun ki biz onu dünyada seçtik, âhirette de şüphe yok ki o, sâlihlerdendir.</p>
<p>131- O zaman Rabbi, İbrahîm’e, râm ol, teslîm ol dedi. İbrahîm dedi ki: Âlemlerin Rabbine teslîm oldum.</p>
<p>132- İbrahîm de bunu oğullarına vasiyet etti, Yakup da, oğullarım dedi, Allah şüphesiz sizin için bir din seçti, siz de artık ancak Müslüman olarak ölün.</p>
<p>133- Yoksa Yakup ölürken oradaydınız da gözlerinizle mi gördünüz? Yakup, ölüm haline gelince oğullarına, benden sonra kime tapacaksınız dedi. Dediler ki: Senin Allah’ına tapacağız. Babalarının, İbrahîm’in, İsmâîl’in, İshak’ ın Allah’ı olan bir Allah’a. Biz, ona teslîm olanlarız.</p>
<p>134- Onlar birer ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazançları kendilerine, sizin kazancınız size. Onların yaptıkları sizden sorulmaz.</p>
<p>135- Yahûdi, yahut Nasrânî olun da doğru yolu bulun dediler. De ki: Hayır, küfürden, şirkten uzak ve temiz olan İbrahîm’in dinindeyiz. O, hiçbir zaman şirk koşanlardan olmadı.</p>
<p>136- Deyin ki: Allah’a, bize indirilen kitaba, İbrahîm’e İsmâîl’e, İshak’a, Yakup’a, Yakup’un oğullarına indirilenlere, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık, onların hiçbirini öbüründen ayırt etmeyiz ve biz, Allah’a teslîm olanlarız. 16</p>
<p>137- Sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse mutlaka doğru yolu buldular demektir. Fakat yüz çevirdiler mi onlar, ancak ayrılık, aykırılık içindedir. Onlara karşı koymak için sana, Allah yeter ve o, her şeyi duyandır, bilendir. (16)</p>
<p>138- Allah’ın verdiği renk. Allah’tan daha güzel renk veren kim? Ve biz ona tapanlarız.(17)</p>
<p>139- De ki: Allah hakkında bizimle mücadeleye mi girişiyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbi-niz. Bizim yaptıklarımız bize ait, sizin yaptıklarınız size ve biz, bütün kalbimizle Allah’a bağlıyız.</p>
<p>140- Yoksa İbrahîm de, İsmâîl de, İshak da, Yakup da, oğulları da Yahûdi, yahut Nasrânîydi mi diyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi bilirsiniz, Allah mı? Allah’ın bildiği, bildirdiği şeyi bilerek gizleyenden daha zâlim kim var? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir ki.</p>
<p>141- Onlar birer ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazançları onlara, sizin kazancınız size. Onların yaptıkları sizden sorulmaz.</p>
<p>142- İnsanlardan aklı, idraki olmayanlar diyecekler ki: Bunları, yöneldikleri kıbleden döndüren sebep de nedir? Doğu da Allah’ındır de, batı da. Dilediğine doğru ve düz yolu buldurur.</p>
<p>143- İşte böylece bütün insanlara tanıklık etmeniz, Peygamberin de size tanık olması için sizi, doğru yolun tam ortasında giden bir ümmet yapmışızdır. Zâten evvelce yöneldiğin Kâ’be’yi kıble yapışımızdan maksat da ancak Peygambere uyacak olanları, iki topuğu üstünde gerisin geriye döneceklerden ayırt etmektir. Bu, elbette Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkalarına ağır gelecek. Allah, imanınızı zayi etmez. Şüphe yok ki Allah, insanları esirgeyicidir, rahîmdir.(18) (19)</p>
<p>144- Gerçekten de yüzünü göğe çevirip arandığını görmekteyiz. Seni, razı olacağın bir kıbleye yönelteceğiz. Hadi, yüzünü Mescid-i Harâm’a çevir. Siz de Nerede bulunursanız bulunun, yüzlerinizi o tarafa döndürün. Kendilerine kitap verilenler de bilirler ki bu, Rablerinden gelmiştir, yerindedir, gerçektir ve Allah, onların yaptıklarından gafil değildir. 19</p>
<p>145- Andolsun ki sen, kendilerine kitap indirilmiş olanlara bütün delilleri getirsen gene de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uymazsın. Zâten onların bir kısmı da bir kısmının kıblesine uymaz. Bunu iyice bildikten sonra artık tutar, onların dileklerine uyarsan şüphe yok ki zâlimlerden olursun.</p>
<p>146- Kendilerine kitap indirdiğimiz kimseler, Peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Tanırlar ama gene de içlerinden bir kısmı bile-bile gerçeği gizler.</p>
<p>147- Gerçek, Rabbindendir. Artık sakın şüpheye düşenlerden olma.</p>
<p>148- Herkesin yöneldiği bir yer var, oraya döner. Siz de hep hayırlara yönelin, hayır yolunda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi toplar, birleştirir. Şüphe yok ki Allah’ın her şeye gücü yeter.</p>
<p>149- Nerede bulunursan bulun, hemen yüzünü Mescid-i Harâm’a doğru çevir. Bu emir şüphesiz gerçektir, Rabbindendir ve Allah yaptığınız şeylerden gafil değildir.</p>
<p>150- Nerede bulunursan bulun, yüzünü Mescid-i Harâm’a çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin de insanlar, aleyhinizde bir itirazda bulunamasınlar, ama haksızlık edenler ve zulümde bulunanlar başka. Siz korkmayın onlardan, benden korkun da hem size verdiğim nîmetimi tamamlayayım, hem de bu sûretle hidâyete erişin.</p>
<p>151- Nasıl ki içinizden size bir Peygamber gönderdik. Size âyetlerimizi okumada, ahlâkınızı temiz bir hale koymada. Size kitap ve hikmet öğretmede ve bilmediğiniz şeyler hakkında size malûmat verip sizi bilgi sahibi etmede.</p>
<p>152- Artık siz de anın beni, anın da ben de anayım sizi. Nankörlüğü bırakın da şükredin bana.</p>
<p>153- Ey inananlar, sabretmek ve namaz kılmakla Allah’tan yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerledir.</p>
<p>154- Allah yolunda öldürülenlere de ölü demeyin. Onlar diridir ama siz anlamazsınız.</p>
<p>155- Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korkuyla, açlıkla, mal, can ve meyve noksanıyla sınayacağız. Müjdele sabredenleri.</p>
<p>156- O sabredenleri ki onlar, bir musîbete uğradılar mı biz Allah’ınız, gene de gerisin geriye ona döneceğiz derler.</p>
<p>157- Öyle kimselerdir onlar ki Rablerinden yarlıganma ve rahmet onlara. Onlardır doğru yolu bulanlar.</p>
<p>158- Şüphe yok ki Safâ ve Merve, Allah alâmetlerindendir. Artık kim hac veya umre etmek için Kâ’be’yi tavaf edip Safâ ve Merve arasında koşarsa suçsuzdur. Kim gönlünden koparak hayır işlerse şüphe yok ki Allah, ona mükâfatta bulunur ve her şeyi de bilir. (20)</p>
<p>159- İndirdiğimiz apaçık delilleri, bildirdiğimiz dosdoğru yolu, insanlara Kur’ân’da tamamıyla anlattıktan sonra bunu gizleyenlere gelince: Allah da onlara lânet eder, lânet edenler de.</p>
<p>160- Ancak içlerinden tövbe edenler, hallerini düzeltenler ve doğruyu söyleyenler müstesna. Onların tövbesini kabul ederim. Ben tövbeleri kabul eden rahîmim.</p>
<p>161- Kâfir olup küfründe ısrar ederek bu halle can verenler yok mu! Allah’ın lâneti de onlara, meleklerin lâneti de, bütün insanların lâneti de.</p>
<p>162- Ebedî olarak lânette kalırlar. Ne azapları hafifletilir, ne yüzlerine bakılır.</p>
<p>163- Allah’ınız, bir Allah’tır ondan başka tapacak yok, rahman ve rahîm odur.</p>
<p>164- Göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara fayda vermek üzere denizde yürüyüp giden gemide, Allah’ın, gökten yağmur yağdırarak yeryüzünü, ölümünden sonra diriltmesinde, sonra da yeryüzüne, yürüyen hayvanları yaymasında, yelleri dilediği gibi estirip değiştirmesinde, gökle yer arasında emrine münkad olan bulutta, şüphe yok ki aklı erenler için varlığına, birliğine deliller var.</p>
<p>165- İnsanların bir kısmı Allah’tan başka ona birtakım eşitler edinirler de onları, Allah’ı sever gibi severler. İnananlarsa, Allah’ı onlardan daha kuvvetli bir sevgiyle severler. Zulmedenler, bir görselerdi ki azâba düşecekleri vakit bütün kuvvet, ancak ve ancak Allah’ındır ve Allah, çok şiddetli azâp eder.</p>
<p>166- O vakit kendilerine uyulanlar, azâbı görerek kendilerine uyanlardan kaçınır, uzaklaşırlar, aralarındaki vesile ve sebepler de tamamıyla kesilir gider.</p>
<p>167- Onlara uyanlar da muhakkak derler ki: Keşke bir kere daha dünyaya dönseydik de onlar bizden nasıl kaçındıysa biz de onlardan kaçınsaydık, çekinseydik. İşte Allah, onlara yaptıkları işleri, üstlerine çöken bir hasretten ibaret olarak gösterir. Onlar, ateşten dışarı çıkamazlar.</p>
<p>168- Ey insanlar, yeryüzünde helâl ve temiz olan şeyleri yiyin. Şeytan’ın izini izlemeyin. Şüphe yok ki o, size apaçık bir düşmandır.</p>
<p>169- O, size ancak ve ancak çirkin ve kötü şeyler buyurur, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.</p>
<p>170- Onlara, Allah neyi indirdiyse ona uyun dendi mi dediler ki: Hayır, biz atalarımız neye uyduysa ona uyarız. İyi ama atalarınızın aklı bir şeye ermiyorsa ve doğru yolu bulmadılarsa ne olacak? </p>
<p>171- Kâfirler, hiçbir şey duyup dinlemeden, anlamadan bağırıp çağıran kimseye benzerler. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da edemez onlar.</p>
<p>172- Ey inananlar, size rızık olarak verdiğimiz temiz şeyleri yiyin ve ancak ona tapıyorsanız karşılık olarak şükredin.</p>
<p>173- Söz budur ancak. O, size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini, Allah’tan başkası için kesilen hayvanı haram etmiştir. Fakat zorada kalan, başkasının hakkına el uzatmamak ve zaruret miktarını da aşmamak üzere yerse günah etmiş olmaz. Çünkü Allah, suçları örten rahîmdir. (21)</p>
<p>174- O kimseler ki Allah’ın indirdiği kitaptan bir emri, bir hükmü gizlerler de buna karşılık değersiz bir miktar para alırlar, işte muhakkak onlardır ateş yiyenler. Karınlarında ateşten başka bir şey yoktur. Allah kıyamet gününde onlarla ne konuşur, ne de onları temizler. Onlara ancak elemli bir azap var.21</p>
<p>175- Onlardır sapıklığı doğru yola, azâbı yarlıganmaya karşılık olarak satın alanlar; ateşe ne de sabırlı kimselerdir ya.</p>
<p>176- Bu, haksız da değildir. Çünkü Allah, kitabı şüphe yok ki hak olarak, doğruyu söylemek için indirdi. Allah kitabında ihtilafa düşenler, elbette haktan uzak bir ayrılıktadırlar.</p>
<p>177- Yüzlerinizi doğuya, batıya çevirip durmanız, hayır sayılmaz ki. Hayır ve taat sahipleri, Allah’a, son güne, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, Allah sevgisiyle yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve esirlere mal veren, namaz kılan, zekât veren, ahdettikleri zaman ahitlerine vefa eden, sıkıntı ve şiddet vakitlerinde sabreden kişilerdir. Onlardır sözleri doğru olanlar, onlardır sakınanlar.</p>
<p>178- Ey inananlar, öldürülenler hakkında size kısas farz edilmiştir: Hüre karşılık hür, kula karşılık kul, kadına karşılık kadın. Fakat öldüren, kardeşinden azıcık bir affa nail olursa o zaman kısas kalkar; öldürülenin velîsinin, akla ve örfe uygun olarak iyiliğe uyması, öldürenin de, öldürdüğü kişinin velîsine güzellikle bir şey vermesi kalır. Bu, Rabbinizden hükmü hafifletmedir, rahmettir. Bundan sonra da gene zulme kalkan ve aşırı giden olursa artık ona elemli bir azap var.</p>
<p>179- Ey aklı erenler, özü sözü temiz kimseler, korunmanız, sakınmanız için kısasta size hayat var.</p>
<p>180- Biriniz ölürken kendisinden sonra bir hayır bırakacaksa anasına, babasına ve yakınlarına, örfe uyarak vasiyette bulunmalı. Bu, sakınanlara bir haktır, bir borçtur.</p>
<p>181- Vasiyeti duyduktan sonra değiştiren olursa şüphe yok ki bu işin vebali, ancak değiştirenedir. Muhakkak ki Allah, her şeyi duyar ve bilir.</p>
<p>182- Vasiyet edenin yanılmasından, suç işlemesinden ürküp aralarını bulana suç yok. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.</p>
<p>183- Ey inananlar, kötülüklerden, şüpheli şeylerden korunmanız için oruç, sizden öncekilere farz edildiği gibi size de farz edilmiştir.(22)</p>
<p>184- Oruç, sayılı günlerdedir. İçinizden biri hastalanır, yahut yolda bulunursa orucunu yer, sonra başka günlerde, o yediği gün sayısınca oruç tutar. Kime oruç zor gelirse her gün için bir yoksulu doyurur. Hayır için verdiği şeyi çoğaltırsa bu da kendi hayrına. Fakat bilseniz oruç tutmanız, sizin için daha hayırlıdır.(23)</p>
<p>185- Ramazan ayı, bir aydır ki insanlara doğruyu bildiren, doğruluğa ait apaçık delillerden ibaret olan, hakla bâtılı ayırt eden Kur’ân, bu ayda indirildi. Sizden kim, bu aya erişirse orucunu tutsun. Hasta olan ve yolcu bulunan, hastalığında, yolculuğunda orucunu yer, sonra yediği günler kadar tutar. Allah sizin için kolaylık diler, güçlük değil. Bu da sayıyı tamamlamanız, Allah’ın size doğru yolu göstermesine karşılık onu ululamanız içindir, böylece de ona şükretmiş olabilirsiniz.</p>
<p>186- Kullarım, sana beni sorarlarsa bilsinler ki ben, muhakkak onlara pek yakınım. Beni çağıran, bana dua eden kişiye çağırdığı, dua ettiği anda icabet ederim. Artık onlar da benim çağırmama koşsunlar, bana inansınlar da doğru yolu bulsunlar.</p>
<p>187- Oruçlu olduğunuz günün gecesinde kadınlarınızla buluşmanız, size helâl edilmiştir. Onlar sizin için elbisedir, siz onlar için elbisesiniz. Allah bildi ki nefsinizi yenemeyecek, sabredemeyecek, bir iştir, işleyeceksiniz, bu yüzden tövbenizi kabul etti, sizi bağışladı. Gayri onlarla buluşun ve Allah’ın size yazdığını dileyin. Fecir doğup da aydınlığıyla kara iplik, sizce beyaz iplikten ayırt edilinceye dek yiyin, için. Sonra orucu ertesi geceye kadar tamam olarak tutun. Fakat mescitlerde ibadet için niyetlendiniz, oturdunuz kaldınız mı kadınlarınıza dokunmayın. İşte bunlar, Allah sınırlarıdır, yaklaşmayın o sınırlara. İnsanlar, sakınıp korunsunlar diye Allah, delillerini bu sûretle apaçık bildirir.</p>
<p>188- Mallarınızı aranızda boş yere yemeyin. İnsanların bir kısım mallarını da günah ederek yemek için bile-bile hâkimlere mal vermeyin.</p>
<p>189- Sana yeni ayları sorarlarsa de ki: Onlar, insanlara vakitlerini bildirir, hac zamanı da onlarla bilinir. Sonra hayır, evlere arka taraflarından girmek değildir. Hayır sahibi, Allah’tan çekinendir. Evlere kapılarından girin. Allah’tan sakının ki kurtulmuş kimselerden olup muradınıza eresiniz.(24) </p>
<p>190- Sizinle savaşıp vuruşanlarla Allah yolunda siz de savaşın, vuruşun, fakat haddi aşmayın, zulmetmeyin. Şüphe yok ki Allah, haddini aşanları ve zulmedenleri sevmez.</p>
<p>191- Onları Nerede yakalarsanız öldürün. Sizi yurdunuzdan çıkardıkları gibi siz de onları yurtlarından çıkarın. Fitne, adam öldürmeden beterdir. Yalnız onlar, Mescid-i Hâram yanında sizinle savaşa kalkışmazlarsa siz de onlarla Mescid-i Harâm yanında savaşmayın. Ama onlar, sizi orada öldürmeye kalkışırlarsa öldürün onları. Budur kâfirlerin cezası işte.</p>
<p>192- Fakat vazgeçerlerse şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.</p>
<p>193- Bir fitne kalmayıncaya, din tamamıyla Allah’ın dîni oluncaya dek onlarla çarpışın. Vazgeçtiler mi artık düşmanlık, yalnız zâlimleredir, başkalarına değil.</p>
<p>194- Haram ay, haram aya bedel. Saygı karşılıklıdır. Şu halde kim size tecavüz ederse onun tecavüz ettiği gibi siz de ona saldırın, düşmanlara tecavüzde bulunun. Sakının Allah’tan ve bilin ki Allah, ancak kendisinden korunanlarla ve sakınanlarladır.</p>
<p>195- Mallarınızı Allah yoluna sarfedin, kendinizi, ellerinizle tehlikeye atmayın, iyilik edin. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever. (25)</p>
<p>196- Haccı ve umreyi de Allah için tamamlayın. Tamamlayamayacaksanız gücünüz yettiği kadar bir şey kurban edin ve kurbanı, yerinde boğazlayıncaya dek başınızı tıraş ettirmeyin. İçinizde hasta olan, başında bir eziyet bulunan varsa tıraş olur ve karşılığında oruç tutar, sadaka verir, yahut kurban keser. Sonra emin oldunuz, muktedir bulundunuz mu hac zamanına dek umre yapmak isteyen, gücü neye yeterse kurban eder. Buna imkân bulamayan üç gün hacda, yedi gün de dönünce oruç tutar, işte bu, tam on gündür. Bu da ayali Mescid-i Harâm’da olmayan içindir. Allah’tan sakının ve bilin ki şüphe yok, Allah’ın azâbı çok şiddetlidir.25</p>
<p>197- Hac, malûm aylarda olur. Kim o aylarda hacca niyet ederse bilsin ki hacda ne kadınla buluşma vardır, ne kötülükte bulunma, ne de kavga ve dövüş. Hayra dair ne işlerseniz Allah bilir. Yol azığı hazırlayın. Şüphe yok ki azıkların hayırlısı da sakınıp çekinmedir. Ey aklı eren temiz kişiler, sakının benden.</p>
<p>198- Rabbinizden rızık fazlalığı isteyerek ticarette bulunmanızda bir beis yok. Arafat’tan seller gibi boşanıp hep berâber inince de Meş’ar-ül-Harâm’da Allah’ı anın. Hem de o, size doğru yolu nasıl gösterdi, onu anmanızı nasıl bellettiyse öyle anın. Bundan önce gerçekten de sapıklardandınız ya.(26)</p>
<p>199- Sonra insanların, hep birden Arafat’tan döndüğü yerden siz de dönün, Allah’tan yarlıganmak dileyin. Şüphe yok ki Allah suçları örter, rahîmdir.</p>
<p>200- Hacca ait ibadetlerinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi, hattâ ondan da üstün bir sûrette Allah’ı anın. Çünkü insanlardan, Rabbimiz, bize dünyada ihsânda bulun diyenler vardır ki bu çeşit adama âhiretten nasip yoktur.</p>
<p>201- Öylesi de vardır ki Rabbimiz der, dünyada da iyilik, güzellik ver, âhirette de iyilik ve güzellik, bizi ateşin azâbından koru.</p>
<p>202- İşte kazançlarından nasibi olanlar bunlardır. Allah’ın hesap görmesi de pek tezdir.</p>
<p>203- Sayılı hac günlerinde Allah’ı anın. İki gün içinde acele edip de dönmek isteyenlere suç yok. Geri kalanlara da suç yok ama sakınmak şartıyla. Allah’tan sakının ve bilin ki siz, şüphe yok onun tapısında haşr edileceksiniz.(27)</p>
<p>204- İnsanlardan öylesi var ki dünya yaşayışı hakkında söylediği söz, seni şaşırtır, imrendirir, kalbindekine de Allah’ı tanık tutar. Halbuki o, düşmanların en yamanı, en inatçısıdır. (28)</p>
<p>205- Bir işe koyuldu mu yeryüzünde çalışır çabalar, orayı bozmak, ekini, soyu sopu helâk etmek için uğraşır. Allah’sa fesadı sevmez.</p>
<p>206- Ona, Allah’tan sakın, kork dendi mi suçla, günahla ululanmaya girişir. Cehennem gelir onun hakkından. Orası, gerçekten de ne kötü, ne pis yataktır.</p>
<p>207- İnsanların öylesi de var ki Allah rızasına nail olmak için âdeta kendisini satar, Allah rızasını alır. Allah kullarını pek esirger.</p>
<p>208- Ey inananlar, hepiniz birden sulha, selâmete girin, Şeytan’ın izini izlemeyin; şüphe yok ki o, size apaçık bir düşmandır.</p>
<p>209- Size bunca açık deliller geldikten sonra gene de ayağınız kayarsa artık bilin ki Allah, şüphesiz pek yüce ve üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p>210- Yoksa onlar, Allah’ın, bulutların gölgelerinde, meleklerle gelivermesini ve işlerinin olup bitivermesini mi gözetirler? Halbuki bütün işler, döner, Allah’a varır.28</p>
<p>211- Sor İsrail oğullarına, onlara nice apaçık deliller getirdik. Kim Allah’ın nîmetini, ona nail olduktan sonra tebdil ederse yok mu. Şüphesiz ki Allah’ın azâbı ve mihneti pek çetindir.</p>
<p>212- Kâfir olanlara dünya yaşayışı, süslü gösterildi de inananların bir kısmıyla alay ediyorlar. Fakat Allah’tan sakınan iman sahipleri, kıyamet gününde onlardan üstündür. Allah, dilediğine sayısız nîmet verir.</p>
<p>213- İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeci ve korkutucu olarak peygamberler gönderdi. İnsanların ayrılığa düştükleri şeylerde, aralarında dosdoğru hükmetmek üzere onlara kitap da indirdi. Onlara bunca açık deliller geldikten sonra da gene ancak ihtirasları yüzünden tuttular da ihtilafa düştüler. Halbuki Allah inananları, onların ihtilâfa düştükleri doğru şeye, kendi izniyle muvaffak etti, gerçeğe ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru ve düz yola çıkarır.</p>
<p>214- Yoksa sizden öncekilerin örnek olan, ibret veren halleri, başınıza gelmeden cennete giriveririz mi sandınız? Onlar yoksulluklara uğradılar, zararlara düştüler, çetin sıkıntılara çattılar. Öylesine sürçtüler, öylesine kaydılar, sarsıldılar ki peygamber ve onunla berâber bulunan iman ehli bile, Allah yardımı ne vakit dediler. Bilin ki şüphe yok, Allah’ın yardımı yakındır.</p>
<p>215- Ne gibi nafaka vereceklerini, mallarını nereye sarfedeceklerini soruyorlar sana. De ki: Hayra ait sarf edeceğiniz şey, anaya, babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlaradır. Hayra dair ne yaparsanız şüphe yok ki Allah onu bilir.</p>
<p>216- Hoşlanmazsınız, size ağır gelir ama düşmanlarla savaşmak, size farz edilmiştir. Bâzı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size. Bâzı şeyler de vardır, hoşlanırsınız, şerdir size. Allah bilir, siz bilmezsiniz ki.</p>
<p>217- Sana, savaş haram olan ayda savaşı soruyorlar. De ki: O ayda savaş büyük bir günahtır. Fakat insanları Allah yolundan çıkarmak, onu inkâr etmek, halkı Mescid-i Harâm’dan menetmek ve mescit ehlini, oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır. Fitneyse adam öldürmeden de beterdir. Gücü yeterse sizi dininizden döndürmedikçe sizinle savaştan geri kalmaz onlar. Sizden birisi dininden döndü de kâfir olarak öldü mü işlediği hayırlı işler, dünyada da heder olup gitmiş demektir, âhirette de. Onlardır ateş ehli, orada da ebedîyen kalırlar.(29)(30)</p>
<p>218- İnananlar, Allah yolunda muhacir olanlar ve savaşanlarsa, onlar Allah rahmetini umarlar. Allah da suçları örtücüdür, rahîmdir.</p>
<p>219- Sana şarap ve kumarın hükümlerini soruyorlar. De ki: İkisinde de hem büyük günah var, hem insanlara faydalar var; fakat günahları, faydalarından daha çok. Sonra mallarından neyi vereceklerini soruyorlar. De ki: Kendilerini sıkmayanını, sıkıntıya düşürmeyenini, fazlasını. İşte Allah, delillerini size böylece bildirir, tâ ki düşünesiniz.30 </p>
<p>220- Dünyada da, âhirette de. Yetimleri de soruyorlar. De ki: Onların hallerini düzene koymak, işlerine karışmamaktan hayırlıdır. Onlara karışır, onlarla uzlaşırsanız sonucu onlar da kardeşlerinizdir sizin. Allah, onların işlerini bozanı, düzgün bir hale getirenden ayırt eder, bilir. Allah dileseydi işinizi sarpa sardırırdı sizin. Şüphe yok ki Allah pek üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p>221- Allah’a şirk koşan kadınları, imana gelmedikçe nikâhlamayın. İman sahibi bir cariye bile sizi imrendiren bir müşrik kadından daha hayırlıdır. Şirk koşan erkeklere de kızlarınızı vermeyin. Müşrik, sizi imrendirse bile iman ehli bir kul, ondan hayırlıdır. Onlar, sizi ateşe çağırırlar, Allah’sa, izniyle cennete ve yarlıganmaya. Anarlar, hatırda tutarlar diye de insanlara delillerini apaçık bildirmededir.</p>
<p>222- Sana hayız hakkında da soruyorlar. De ki: O bir pisliktir. Hayız vaktinde kadınlardan çekilin, temizleninceye dek onlara yaklaşmayın. Temizlendiler mi Allah size nasıl emrettiyse öylece yaklaşın. Şüphe yok ki Allah, adamakıllı tövbe edenleri ve iyice temizlenenleri sever.</p>
<p>223- Kadınlarınız, tarlalarınızdır. Tarlalarınıza dilediğiniz gibi girin ve kendiniz için de önceden hazırlıkta bulunun. Allah’tan sakının ve bilin ki ona ulaşacaksınız. Müjdele inananları.</p>
<p>224- Ettiğiniz yeminlerden dolayı iyilik etmenize, sakınmanıza, insanların arasını bulmanıza Allah’ı engel etmeyin. Allah duyar ve bilir.</p>
<p>225- Allah, boş yere yemin ettiğiniz için sizi suçlu tutmaz, kalplerinizde, niyet yüzünden kazandığınız günah dolayısıyla sizi suçlu tutar. Allah suçları örter, ceza vermede acele etmez.</p>
<p>226- Kadınlarına yaklaşmamak için yemin edenler, dört ay beklerler. Erkekler, bundan vazgeçerlerse şüphe yok ki Allah suçları örter, rahîmdir.</p>
<p>227- Boşamayı kurmuşlarsa şüphe yok ki Allah duyar ve bilir.</p>
<p>228- Boşanan kadınlar, üç ay âdet beklerler. Allah’a ve son güne inanmışlarsa Allah’ın, rahîmlerinde yarattığını gizlemeleri helâl değildir. Kocaları, bu müddet içinde barışmak isterlerse tekrar kadınlarını almaya tam hakları vardır. Aşırı ve eksik olmamak üzere kadınlar, kendi aleyhlerine olduğu gibi, lehlerine de hak sahipleridir. Ancak erkekler, kadınlardan üstündür. Allah yüce ve üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p>229- Boşamak, iki defa olur. Ondan sonra ya güzellikle kadını tutmak gerek, ya hoşlukla bırakmak. Onlara verdiğinizden bir şey almak da helâl değildir. Fakat erkek ve kadın, Allah sınırlarını koruyamayacaklarından korkarlarsa o başka. Siz de onların Allah sınırlarını muhafaza edemeyeceklerinden korkarsanız kadının, hakkından vazgeçmesinde ikisi için de günah yok. Bunlar, Allah’ın tâyin ettiği sınırlardır, bunları aşmayın sakın. Kim Tanrı sınırlarını aşarsa o ve o çeşit adamlar, zâlimin ta kendisi olurlar.</p>
<p>230- Erkek, kadını bir kere daha boşayacak olursa bundan sonra kadın, başka bir kocaya varmadıkça eski kocasına helâl olmaz. Kadını almış olan adam, onu boşarsa o vakit Allah’ın sınırlarını koruyacaklarına ümitleri varsa kadının, eski kocasına dönmesinde, tekrar evlenmelerinde bir beis yoktur. İşte bunlar, Allah sınırlarıdır ki bilen kavme açıklanmadadır.(31)231- Kadınları boşadınız da boşandıktan sonraki müddetlerini geçirdiler mi artık onları ya iyilikle tutun, yahut hoşlukla salıverin. Haklarında aşırı muâmelede bulunmak için zararlarına olarak onları zorla tutmayın. Bunu kim yaparsa ancak kendisine zarar eder. Allah’ın âyetlerini şaka sanmayın. Size verilen Allah nîmetlerini, öğüt vermek için indirdiği kitabı ve ondaki hikmeti anın. Sakının Allah’tan ve bilin ki o, her şeyi bilir.</p>
<p>232- Kadınları boşadınız da zamanlarını geçirdiler mi aralarında güzellikle uzlaşırlarsa kocalarına varmalarına engel olmayın. Bu, içinizde Allah’a ve son güne inananlara verilmiş bir öğüttür. Bu, sizin için daha hayırlıdır, daha temiz bir iştir. Siz bilmezsiniz ama Allah bilir.</p>
<p>233- Analar, emzirme zamanını tamamlamak isterlerse tam iki yıl, çocuklarına süt verirler. Evlât sahibi olana da evlâdını emzirenin rızkını, elbisesini, örfe göre, vermesi borçtur. Kimseye gücünden fazla bir şey teklif edilemez. Ne ana evlâdından zarar görmeli, ne baba. Mîrasçıya da hüküm aynıdır. Anayla baba, birbirleriyle danışırlar da, razı olurlar, çocuğu memeden kesmek isterlerse beis yok. Çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğiniz şeyi güzelce, yollu yordamlı verdikten sonra artık size suç yoktur. Sakının Allah’tan ve bilin ki Allah, ne yaparsanız görür.</p>
<p>234- İçinizden biri ölür de arkasında kadın bırakırsa bu çeşit adamların kadınları dört ay, on gün beklerler. Bu müddeti geçirdikten sonra meşru bir sûrette kendiliklerinden dilediklerine vaRabilirler, bu hususta size bir suç yoktur artık. Allah, ne yaparsanız, hepsinden de haberdardır.</p>
<p>235- Alacağınız kadınlara, onları alacağınızı anlatmanızda, yahut da bunu gizlemenizde bir beis yok. Allah bilir ki siz, onları anacak, hatırlayacaksınız. Yalnız onlarla gizlice de sözleşmeyin, doğru ve yolunda bir söz söylerseniz o başka. Farz olan müddet geçmedikçe nikah bağını bağlamaya kalkışmayın. Şüphe yok ki Allah, gönlünüzdekini de bilir, bundan dolayı çekinin ondan. Bilin ki Allah suçları örter, cezada acele etmez.</p>
<p>236- Kadınları, onlara dokunmadan, yahut nikâh parası kesişmeden boşadınızsa beis yok. Ama onları da faydalandırın. Gücü yeten, gücü yettiği kadar, kudreti olmayan da kendi miktarınca ve örfe uygun olarak bir şey versin. Bu, ihsân sahiplerine bir borçtur.</p>
<p>237- Onlara dokunmadan boşarsanız nikâh parası kesmiş olduğunuz takdîrde kabul ettiğiniz paranın yarısını vermeniz gerek. Ancak kadın, hakkını bağışlar, yahut nikâhın düğümü kimin elindeyse o, bu hakkı bahşederse bu ayrı. Sizin bağışlamanız, takvaya daha yakındır. Aranızdaki üstünlüğü unutmayın. Şüphe yok ki Allah, yaptıklarınızı görür.</p>
<p>238- Koruyun namazları, hele orta namazına çok dikkat edin ve Allah’a itaat ederek namaz kılın.32</p>
<p>239- Korkuyorsanız yürüyerek, yahut hayvana binmiş olduğunuz halde kılın. Emniyete çıktınız mı bilmediğiniz şeyleri size belleten Allah’ı anın.</p>
<p>240- İçinizden ölüp de karısını geride bırakacaklara gelince, onlara, evlerinden çıkarmaksızın yılına kadar bir geçim vasiyet etmeleri gerek. Yok, eğer karıları evlerini bırakıp giderlerse yapacakları meşru bir şeyden dolayı size suç yok. Allah üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p>241- Boşanan kadınlar için de artık ve eksik olmamak üzere bir şey vermek gerek. Bu da sakınanlara bir borçtur.</p>
<p>242- İşte Allah, aklınız ersin diye size âyetlerini böyle apaçık bildirir. (32)</p>
<p>243- Görmez misin ki binlerce kişi, ölümden çekinerek yurtlarından nasıl çıktılar da sonra Allah onlara ölün dedi, sonra da diriltti onları. Şüphe yok ki Allah, insanlara karşı ihsân sahibidir ama insanların çoğu şükretmez.(33)</p>
<p>244- Allah yolunda vuruşun, savaşın ve bilin ki Allah, şüphesiz duyar, bilir.</p>
<p>245- Kimdir o ki Allah’a güzel bir sûrette borç versin de Allah onu, o kimseye fazlasıyla ve kat – kat ödemesin? Allah daraltır da, ferahlatır da. Hepiniz de sonunda ona dönüp ulaşacaksınız.</p>
<p>246- Görmez misin İsrailoğulla-rının ileri gelenlerini? Hani Mûsâ’dan sonra bir zaman geldi ki peygamberlerine, bize bir padişah gönder de ona uyup Allah yolunda savaşa girişelim demişlerdi. Peygamberleri, size savaş farz edilir de savaşmayıverirseniz demişti. Neden savaşmayacakmışız demişlerdi, yurtlarımızdan çıkarıldık, evladımızdan ayırdılar bizi. Fakat savaş farz edilince pek azı katlandı, öbürleri dönüverdiler. Allah bilir zâlimleri.(34) (35) (36)</p>
<p>247- Peygamberleri, Allah size padişah olarak Tâlût’u gönderdi dedi. Nasıl olur da dediler, bize buyruk yürütür o? Bizim ondan ziyade padişahlığa hakkımız var, malca da bizden üstün değil. Peygamberleri, şüphe yok ki dedi, onu Allah seçmiş sizden üstün etmiş, ona bilgi ve vücut bakımından üstünlük vermiştir. Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah’ın rahmeti boldur, her şeyi bilir.35</p>
<p>248- Gene peygamberleri demişti ki: Onun padişahlığının apaçık alameti, Rabbinizden size itminan ve sükûn veren, içinde, Mûsâ ile Hârûn soyundan artakalanlar bulunan ve melekler tarafından taşınan tabutla gelmesidir. İnanmışsınız işte bunda, size kesin bir delil var.36</p>
<p>249- Tâlût, orduyla harekete geçince dedi ki: Allah sizi bir ırmakla sınayacak. Kim o ırmağın suyundan içerse benden değil, onu tatmayan benden. Yalnız eliyle bir avuç su alana söz yok. Irmağa gelince hemen hepsi içti, içlerinden pek azı içmedi. Tâlût ve onunla berâber bulunan inananlar, o ırmağı geçince, bizim bugün Câlût’la ordusuna karşı duracak takatimiz yok dediler. Allah’a kavuşacaklarını umanlarsa nice azlık taife vardır ki dediler, Allah’ın izniyle çokluk taifeye üst olmuştur, Allah sabredenlerledir.</p>
<p>250- Câlût’la ordusuna karşı çıkınca da Rabbimiz dediler, sen bize sabırlar ver, ayaklarımızı diret, bizi kâfirlere üstün et.(37)</p>
<p>251- Allah’ın izniyle onları bozdular. Dâvûd da Câlût’u öldürdü. Allah, kendisine saltanat ve hikmet ihsân etti, dilediği bâzı şeyleri de belletti. Allah insanları, birbiriyle savıp gidermeseydi yeryüzü mutlaka bozulup giderdi fakat Allah’ın âlemlere ihsânı var, lütfü var.(38)</p>
<p>252- İşte bunlar, Allah’ın delilleridir. Onları sana hakkıyla okumadayız ve muhakkak ki sen, gönderilenlerdensin, peygamberlerdensin.</p>
<p>253- O peygamberlerden bâzısını bâzısına üstün ettik. Onlardan Allah’la konuşan var, bâzılarının da derecelerini yüceltmiştir. Meryemoğlu İsa’ya apaçık deliller verdik, onu, Rûh-ul-Kudüs’le kuvvetlendirdik. Allah dileseydi onlardan sonrakiler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra artık birbirlerini öldürmezlerdi. Ama gene de aykırılığa düştüler. İçlerinde inanan var, inanmayan var. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, fakat Allah dilediğini, dilediği gibi yapar.</p>
<p>254- Ey inananlar, sizi rızıklandır-dığımız şeylerden bir kısmını yoksullara harcayın o gün gelip çatmadan ki o gün ne alış-veriş var, ne dostluk, ne şefaat. Kâfirlere gelince onlardır zâlimler. (39)</p>
<p>255- Öyle bir Allah ki ondan başka yoktur tapacak. Diridir, her an yarattıklarını tedbîr ve tasarruf edip durur. Ne uyuklamaya kapılır, ne uykuya dalar. Onundur ne varsa göklerde ve yeryüzünde. Kimdir izni olmadıkça onun yanında şefaate kalkışacak? Önlerindekini de bilir, artlarındakini de. Onun bilgisinden, dilediği miktardan başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. Kürsüsü gökleri de kaplayıp kucaklamıştır, yeryüzünü de. Göğü, yeri korumak, ona ağır da gelmez. O’dur çok yüce ve çok ulu.39</p>
<p>256- Dinde zor yok. Gerçekten de doğru yolla azgınlık apaçık meydana çıkmıştır. Kim putları inkâr edip Tanrı’ya inanırsa şüphe yok, öyle sağlam bir kulpa yapışmıştır ki hiç kopmaz o ve Allah her şeyi duyar, bilir.</p>
<p>257- Allah, dostudur inananların. Onları karanlıklardan ışığa çıkarır. İnan-mayanlarınsa dostları Şeytan’dır, onları ışıktan karanlıklara götürür. Onlardır ateş ehli, onlardır orada ebedî kalanlar.</p>
<p>258- Kendisine Allah’ın saltanat verdiği kişinin, İbrahîm’le çekişmeye başladığını görmedin mi? O zaman İbrahîm, benim Rabbim diriltir, öldürür demişti. O, ben de diriltirim, öldürürüm dedi. İbrahîm dedi ki: Şüphe yok ki Allah, güneşi doğudan çıkarmada, sen batıdan doğdur. İnanmayan, bu söze şaşırıp kalmıştı. Allah zâlim kavmi doğru yola sevketmez ki.(40)</p>
<p>259- Bir de hani yapıları çökmüş, çatıları döşemelerinin üstüne yıkılmış şehre uğrayan, Allah bu şehri, ölümünden sonra nasıl diriltecek ki demişti. Allah, onu tam yüz yıl ölü bir halde bırakmış, sonra diriltmişti de demişti ki: Ne kadar yattın? O da bir gün, yahut günün birkaç saati kadar bir müddet demişti. Allah, tam yüz yıl yata kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak, henüz bozulmamış bile. Eşeğine de bak; bu iş seni, insanlara bir delil göstermek maksadıyla oldu; eşeğin kemiklerini nasıl birleştiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz, hele dikkat et demişti. Bu, ona apaçık belli olunca dedi ki: Bilirim, şüphe yok ki Allah’ın her şeye gücü yeter.(41)</p>
<p>260- An o zamanı da, hani İbrahîm, Rabbim demişti, ölüyü nasıl diriltirsin? Allah, inanmıyor musun demişti de İbrahîm, evet, inanıyorum ama kalbim tam yatışsın, iyice anlayayım demişti. Allah da demişti ki: Dört kuş al, onları kesip paramparça et, parçalarını birbirine kat, sonra o karışık parçalardan her birini bir dağın üstüne koy, sonra da onları çağır, koşarak sana gelecekler. Bil ki Allah, şüphe yok ki pek yücedir, hikmet sahibidir.</p>
<p>261- Mallarını Allah yolunda harcayanlar, her başağında yedi yüz tanesi olan ve tam yedi tane başak bitiren tek bir tohuma benzer. Allah dilediğine kat kat verir, arttırır. Allah’ın ihsânı boldur ve her şeyi bilir.</p>
<p>262- Mallarını verip ardından da, verdiklerinin başlarına kakmayanların, onlara minnet yüklemeyen ve eziyette bulunmayanların ecri, Rableri katındadır. Onlara ne korku vardır, ne hüzün.</p>
<p>263- Güzel söz ve suç bağışlama, ardında minnet olan sadakadan hayırlıdır. Allah müstağnîdir, ceza vermede acele etmez.</p>
<p>264- Ey inananlar, malını insanlara gösteriş için harcayan ve Allah’a, âhiret gününe inanmayan kişi gibi sadakalarınızı, başa kakmakla minnet ve eziyetle hiç verilmemiş bir hale getirmeyin. O çeşit adam, sanki şiddetli bir yağmur altında kalıp üstündeki toprağın kayarak sıvışmasıyla kaypak bir hale gelen kayadır. O çeşit adamlar, kazançlarından hiçbir sevap elde edemezler ve Allah, inanmayan kavmi doğru yola sevk etmez.</p>
<p>265- Mallarını, Tanrı rızasını kazanmak ve özlerindekini yerli bir hale getirip kendilerine mâl etmek için verenlerse bir tepedeki bahçeye benzerler; bol-bol yağan yağmur, o bahçenin meyvelerini iki misline çıkarır. Hattâ bu çeşit yağmur yağmasa bile mutlaka bir çisentiye kavuşur orası ve Allah, bütün yaptıklarınızı görür.</p>
<p>266- Biriniz arzular mı ki onun bir hurma fidanlığı, bir üzüm bağı olsun, kıyısından ırmaklar aksın, o fidanlıkta, o bağda bütün meyveler yetişsin, kendisi de ihtiyarlığa düşsün, küçük ve âciz dölü-döşü bulunsun da tam bu çağda fidanlığına, bağına, yakıp kavurucu bir sam yeli gelip çatsın, bahçe ve bağ, yanıp mahvolsun? İşte Allah, düşünürsünüz diye size delillerini böyle açıklar.</p>
<p>267- Ey inananlar, kazandığınız temiz şeylerden, yeryüzünden sizin için çıkardığımız nesneleri verin, görmemek için gözlerinizi yummadan ele alamayacağınız bayağı ve aşağılık şeyleri değil ve bilin ki Allah, müstağnîdir ve tam hamda lâyık olan odur.</p>
<p>268- Şeytan, sizi yoksulluğa çağırır, size kötülüğü buyurur. Allah’sa yarlıgamasına, ihsânına davet eder ve Allah’ın ihsânı boldur, her şeyi o bilir.</p>
<p>269- Dilediğine hikmet ihsân eder ve kime hikmet ihsân ederse şüphe yok ki o, çok hayra nail olmuş demektir, fakat bunu, aklı başında olanlardan başkaları düşünmez bile.(42)</p>
<p>270- Ne sadaka verir ve ne adak adarsanız şüphe yok ki Tanrı, bilir onu ve zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur.</p>
<p>271- Sadakalarınızı açık verirseniz ne hoş, fakat gizlice yoksullara verecek olursanız bu, size daha hayırlıdır ve bu, günahlarınızın karşılığı olur; Allah ne yaparsanız hepsinden haberdardır.</p>
<p>272- Onları doğru yola götürmek sana ait değil. Fakat Allah dilediğine doğru yolu gösterir. Hayra ait bir şey verirseniz bunun faydası size. Zâten yoksullara vermeniz de ancak Allah rızası içindir. Hayır yapmak için verdiğiniz şey, size fazlalaştırılır ve siz zulüm görmezsiniz.</p>
<p>273- Verilen şeyler, kendilerini tamamıyla Allah yoluna vermiş olup yeryüzünde dolaşamayan yoksullara aittir. Bilmeyen kişi, onların istiğnalarını görüp zengin sanır, halbuki sen, yüzlerinden tanırsın onları. Yüzsuyu dökerek halktan bir şey istemez onlar. Hayır için ne harcarsanız şüphe yok ki Allah, onu bilir.</p>
<p>274- Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların ecirleri, Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar.</p>
<p>275- Faiz yiyenler, ancak Şeytan tarafından çarpılmış gibi bir hale geliverirler. Bu da onların, alış-veriş de faiz almaya benzer, onun eşidi demelerindendir. Allah, alış-verişi helâl etti, faizi haram. Rabbinden kendisine öğüt verilen, faizden vazgeçerse eskiden aldıkları ona aittir, işi de Allah’a ait. Fakat bundan sonra gene tutup faiz alanlar, ateş ehlidir, orada da ebedî kalırlar.</p>
<p>276- Allah faizi eksiltir, sadakalarıysa arttırır ve Allah, fazlasıyla inkâra düşüp çok suç işleyenlerin hiçbirini sevmez.</p>
<p>277- İnananlara, iyi işler yapanlara, namaz kılanlara, zekât verenlere gelince: Onların ecirleri Rableri katındadır, onlara ne korku vardır, ne hüzün.</p>
<p>278- Ey inananlar, Allah’tan sakının ve artık almadığınız faizleri bırakın inancınız varsa.</p>
<p>279- Bunu yapmazsanız bilin ki Allah’la ve Peygamberiyle savaşa giriştiniz. Tövbe ederseniz anamalınız sizindir, ne zulmedersiniz, ne zulüm görürsünüz.</p>
<p>280- Borçlu dardaysa genişleyinceye dek mühlet verin ona. Borcunuzu sadaka olarak bağışlarsanız bu, bilseniz, sizin için daha hayırlıdır.</p>
<p>281- Sakının o günden ki dönüp Allah’a ulaşacaksınız, sonra da herkese kazancının karşılığı verilecek ve onlara zulmedilmeyecek.</p>
<p>282- Ey inananlar, muayyen bir müddet için borçlandığınız vakit bunu mutlaka yazın. Aranızda bir yazıcı bulunsun ve bunu dosdoğru yazsın. Yazıcı, Allah kendisine nasıl bellettiyse öylece yazmaktan çekinmesin borçlanan da yazdırsın, onu geliştiren Allah’tan çekinsin de hiçbir noktayı eksik bırakmasın. Borçlu, akılsız biriyse, yahut aklı azsa, yazdırmaya gücü yetmezse velîsi, doğru olarak yazdırsın. Adamlarınızdan iki erkeği de bu muâmeleye tanık tutun. İki erkek olmazsa biri unuttuğu vakit öbürünün hatırlatması için razı olacağınız kimselerden bir erkekle iki kadın tanık olsun. Tanıklar da, çağrıldıkları vakit kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, muayyen müddete kadar verilen borcu yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha ziyade adâlete uyan, tanıklık için daha sağlam olan, tereddüde ve şüpheye düşmemenize daha ziyade yarayan bir şeydir. Ancak peşin alış-verişte bulunuyor, malı, aranızda elden ele devrediyorsanız onu yazmamakta bir suç yok size. Alış-verişte de tanık bulunsun, yazan da hiç zarar görmesin, tanık da. Zarar verirseniz bu, şüphe yok ki bir isyandır sizin için. Sakının Allah’tan, Allah size öğretmededir ve Allah, her şeyi tamamıyla bilir.</p>
<p>283- Eğer bir yolculuktaysanız, kâtip de bulamadınızsa alınan rehin de kâfi. Birbirinize emniyetiniz varsa emniyet edilen borçlu, kendisini geliştiren Allah’tan sakınsın da emanetini tama-mıyla ödesin ve tanıklığı gizlemeyin. Kim gizlerse şüphe yok, kalbi günaha batar ve Allah yapıklarınızı tamamıyla bilir.</p>
<p>284- Allah’ındır göklerde ne varsa ve yeryüzünde ne varsa. İçinizdekini açıklasanız da, gizleseniz de Allah, onunla sizi hesaba çeker. Dilediğini yarlıgar, dilediğini azaplandırır ve Allah’ın her şeye gücü yeter.</p>
<p>285- Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene inanmıştır, inananlar da. Hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inanmıştır. Peygamberlerinden hiçbirini öbüründen ayırmayız, duyduk demişlerdir ve itaat ettik, Rabbimiz, yarlıganma dileriz senden, varacağımız yer, tapındır senin.</p>
<p>286- Allah, hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazla bir şey teklif etmez. Herkesin kazandığı sevap kendisine aittir, elde ettiği suç gene kendisine ait. Rabbimiz, bizi muaheze etme unuttuysak, yahut yanıldıysak. Rabbimiz, bize ağır yük yükleme bizden öncekilere yüklediğin gibi. Rabbimiz, yükleme gücümüzün yetmeyeceği şeyi. Bağışla bizi, yarlıga bizi, acı bize, sensin yardımcımız, artık yardım et bize inanmayanlara karş ı.(43)</p>
<p>(1) Âyette bahis konusu olan Allah ahdi hakkında çeşitli sözler var. Ahid bir şeyi korumak anlamına gelir. İnsanların akıllarıyla, eserlerini görüp, peygamberlerle, kitaplarla doğruluğunu anladıktan sonra gene Tanrının varlığını, birliğini inkâr etmeleri; peygamberlerin sözlerini, buyruklarını duyduktan sonra itaat etmemeleri, Tanrı ahdini bozmalarıdır denmiştir. Eski kitaplarda Hz. Muham-med (s.a.a)’in Peygamber olarak gönderileceği yazıldığı halde inanmayanların, Tanrı ahdini bozmuş olduklarını söyleyenler de olmuştur ki Tabari, bunu kabûl eder. Allah’ın, ulaştırılmasını buyurduğu şey de, insanların, Peygamberlere ve inananlara ulaşmaları, onlara katılmalarıdır. Yakınları görüp gözetmek, bütün peygamberlere inanmak, inanca ibâdetleri katmaktır diyenler de vardır.</p>
<p>(2) 38. Ahd-i Atıyk, Tekvin, 1. 26 ve devamı, 2-3. Bu kitapta aynen Kur’ân’daki gibi Âdem Peygamber yaratılır, yalnız cennete değil de doğu tarafında Aden’de kurulan bir bahçede konaklar. Her şeyden yiyip içmesine izin verilir, yalnız hayrı, şerri bilmek ağacından yememesi emrolunur ve yediğin gün ölürsün denir. Tanrı, Hz. Âdem’e bütün hayvanların adlarını koydurur. (Devamı, sonnot No:1) </p>
<p>(3) İblis kelimesinin, şiddetli sıkıntıya, kedere uğramak anlamına gelen “iblâs” kelimesinden geldiği söylendiği gibi bu sözün Arapça olmayıp yabancı bir dilden Arapça’ya geçtiği de söylenmiştir (al-Müfredât, s. 59, Mecma’-ül-Beyan, c.1, s.35).</p>
<p>(4) Kırk gece. Bu bahis Ahd-i Atıyk’ın Huruc bölümünde geçer (24, 32). Yalnız Ahd-i Atıyk’te buzağıyı yapan, Hârûn’dur, Kur’ân’sa 20. sûrenin 94. âyetinde Hârûn’un bunu yapmadığını, hattâ bu hususta İsrailoğullarına öğütler verdiğini, fakat Samîri’nin onları kandırarak bu işi yaptığı anlatılır.</p>
<p>(5) Bahsedilen şehir Kudüs’tür demiştir.</p>
<p>(6) ) Ahd-i Atıyk, Huruc, 17, 5-6.</p>
<p>(7) Sâbie’ye Hanif de denir. Bunlar, İbrahîm Peygamberin dinine salik olanlardır denmiştir. Ansiklopedya Britanika’ya göre Babil’de, yarı Hıristiyan bir mezhebe tabi olanlardır. Bunlar, Yahya Peygambere uyanlara benzerlerdi. Habib-i Neccâr, Ebu-Zerr, Selman ve saire gibi bâzı kişiler, bu mezhepten sayılmışlardır. Şehristanî, “al-Mileli ven-Nihal” inde bu fırkayı Sâbie ve Hunefâ diye ikiye ayırıyor. Ona göre Sâbie, cismani bir mutavassıtla değil de ruhani bir vasıtayla Tanrı bilinebilir ve ona ulaşılır derler. (Devamı, sonnot No: 2)</p>
<p>(8) Mücalid, kalplerinin çarpıldığını söyler (Mecma’ül-Beyan 1, 56).</p>
<p>(9) Rûh-ül-Kudüs, bu âyette ve gene bu sûrenin 253., 5. sûrenin 110. âyetlerinde geçer ve bütün bu âyetlerde İsa’nın Ruh-ül-Kudüs’le teyit edildiği bildirilir. 16. sûrenin 2. âyetinde “Ruh” diye adı geçer ve meleklerin, Tanrı kullarından dilediğine ve emriyle, Ruh’la melekleri indirdiğini bildirir. Aynı sûrenin 102. âyetinde Ruh-ül-Kudüs”ün, gerçek olarak, inananları, inançlarında tespit için Rab tarafından indirildiği söylenir. 26. sûrenin 193. âyetinde, Ruh-ül-Emin diye anılır ve Hz. Peygamberin kalbine, Kur’ân’la indiği söylenir. 40. sûrenin 15. âyetinde Ruh’un, kullarından dilediğine, emriyle ilga edildiği, 58. sûrenin 22. âyetinde inananların Ruh’la teyit edildiği, 70. sûrenin 4. âyetinde meleklerle Ruh’un, uzunluğu elli bin yıl olan bir günde, göğe ağacağı, 78. sûrenin 38. âyetinde Ruh’la meleklerin, kıyamette ayrı birer saf teşkil edeceği, 77. sûrenin 4. âyetinde Rablerinin izniyle meleklerle Ruh’un kadir gecesi yere ineceği, 19. sûrenin 17. âyetinde Ruh’un, Meryem’e bir insan sûretinde temessül ettiği bildirilir. (Devamı, sonnot No: 3)</p>
<p>(10) Cibril, Cebreil, Cebrail, Cibrâl tarzlarında da kullanılır. Bu sözün Arapça olmayıp Süryaniciden geldiği ve Süryanicide cebr kelimesinin kul, il, kelimesinin de Allah anlamını ifade ettiği ve bu sözün Tanrı kulu demek olduğu söylenmiştir. (Mecma’ül-Beyan, 1. 71). Tanrı kudreti anlamına geldiğini söyleyenler de vardır. Ahd-i Atıyk’te, Cebrail’in vahiy meleği olduğu, Danyâl bölümünden anlaşılıyor (8, 16). Fakat aynı kitaptan, İsrailoğullarının Mikâil’i daha çok sevdikleri anlaşılmaktadır (12, 1) Fedekli Yahûdilerin bir kısmının, Cebrail bizim düşmanımızdır, bize azapla, harple gelir; Mikâl, bollukla, iyilikle gelir demişlerdi. Bu âyet, bunun üzerine vahyedilmiştir. Cebrail, İslâm inancında, peygamberlere vahiy getiren melektir. </p>
<p>(11) Mik kelimesinin, kulcağız anlamına Süryanice bir kelime olduğu ve Mikâil’in Allah kulcağızı anlamına geldiği söylenmiştir (Mecma’ül-Beyan, aynı sahîfe). Mikâil, yelleri estiren, yağmuru yağdıran, Tanrı dileğine göre rızıkları bölen, paylaştıran melektir. Sur’u da bu melek üfleyecektir. Mikâil, Mikâl tarzında da söylenir. </p>
<p>(12) Ahd-i Atıyk’te Süleyman’ın, kadınlarının hatırı için putlara mabetler yaptırdığı ve Tanrının, onun aleyhine gazebe geldiği anlatılır (Müluk-i Sâlis, 11, 1 Y. d.). Kur’ân, bu rivâyeti reddeder. Hârut, Mârut adlı iki melekten bahseden bu âyetteki “melekeyn”i, “melikeyn” diye okuyanlar vardır ki bunlara göre Hârut ve Mârut Babil’de hüküm süren iki padişahtır. Bunlar Dâvut ve Süleyman Peygamberlerdir diyenler de vardır. Dâvut ve Süleyman, Ahd-i Atıyk’e göre peygamber olmayıp iki padişahtır, halbuki Kur’ân bunları peygamber olarak kabul eder. Bu âyetler, “Süleyman kâfir olmadı, fakat insana büyü belleten Şeytanlar kâfir oldular. İki meleğe sihir indirilmedi, fakat Babil’deki Hârut ve Mârut’a büyü bilgisi verildi” tarzında tevil de edilmiştir, fakat bu tevil, nassın sarahatına uymaz. Bu melekler hakkında türlü türlü rivâyetler ve hikâyetler vardır (Bakınız; İslâm Ansiklopedisi, Azer: Garbi Asya ve Anadolu Akvam-ı Kadimesinin Din Tarihi, Konya Mecmuası, sayı. 34, 5. Konya – 1940, s. 1922-1936).</p>
<p>(13) Bizi de gözet anlamına gelen “Râinâ” sözünü Yahûdiler, “Râinâ – çobanımız” tarzına çevirdiler. Bu âyet, bu yüzden vahyedildi.</p>
<p>(14) Bu ve buna benzer âyetler, Mûsâ Peygamber zamanındaki vahiyleri, hikâye yollu tekrarlar, yoksa hüküm bakımından bütün devirlere şamil değildir.</p>
<p>(15) Hz. İbrahîm’in sınandığı sözler, oğlunun kesilme emridir diyenler bulunmuş, 37. âyette, Âdem Peygamberin bellediği sözler olduğunu söyleyenler de olmuştur (Mecma-ül Beyan, 1. 84-85).</p>
<p>(16) Hanif sözü, bâtıl dinlerden gerçek dine daha mail, doğru, düz anlamlarına gelir. Yahûdilikten ve Hıristiyanlıktan meyledip doğruyu kabul ettikleri cihetle bu inancı benimseyenlere denmiştir. Hanif, doğru dinde sabit ve haniflik, doğruluk anlamlarına gelir diyenler de vardır. Hanif dini, Müslümanlıktan önce Araplar arasında bâzı kimseler tarafından benimsenmişti. Haşimoğullarının çoğu bu inançtaydı (62. âyetin izahına da bakınız).</p>
<p>(17) Allah’ın verdiği renk. İbn-i Abbas, Hasen, Katâde ve Mücâhid’e göre Allah dinine yapışmaktır. İmam Ca’fer-üs-Sâdık (a.s), Allah rengine, Müslümanlık demiştir. Ferrâ ve Belhi, bu sözü, sünnet anlamına almışlardır. Tanrı yaratışı diyenler de vardır (Mecma’ül-Beyan, 1. 92). Râgıb-ı İsfahanî’ye göre Tanrının, insanları hayvanlardan ayırt etmek üzere ihsân ettiği akıldır ve gene ona göre Hıristiyanlar, doğan çocuğu, doğumunun yedinci günü Amudiyye suyunda Vaftiz ederler ve böylece… (Devamı, sonnot No: 4)</p>
<p>(18) Kıble, ibadette dönülen cihete ve mabede denir. Müslümanlıkta ilk kıble, Kudüs’tü. Hicretten on altı ay sonra Kâ’be, kıble oldu ve bir öğle namazında bu emir vahyedildi. Namaz kılınan yere bir mescit yapılmış ve bu yüzden o mescide iki kıble mescidi anlamına gelen “Mescid-ül-Kıbleteyn” denmiştir.</p>
<p>(19) İmamdan maksat, gerçek inancı belirten namazdır ve âyet önceden Kudüs’e karşı kılınan namazın zayi olmayacağını bildiriyor.</p>
<p>(20) Safâ, düz taş anlamına gelir. Toz toprak gibi başka bir madde ile karışmamış taşa da derler. Merve de yumuşak bir hale gelmiş katı taşa denir. Hac, lügatte, tekrarlamak niyetiyle bir şeyi kastetmektir. Şeriatta, malla ve bedenle yapılan bir ibadettir. Yol eminse ergenlik çağına gelen Müslüman, hasta değilse, ailesinin geçimi yerindeyse ve kendisi zenginse ömründe bir kere Mekke’de muayyen töreni yapmak zorundadır. Safâ ve Merve, Mekke civarında iki tepedir. Câhiliyye devrinde Safâ’da Üsâf, Merve’de Nâile denen iki put vardı. Müslümanlıktan önceki Hac töreninde Müşrikler Safâ ile Merve arasında sa’y yaparlarken, yani yedi kere gidip gelirlerken bu iki puta ellerini, yüzlerini sürerlerdi. Hac törenini, ekonomik bir zaruret olarak teşri eden ve sa’y geleneğini de bırakan Müslümanlık, Safâ ile Merve’den bu putları kaldırmıştır.</p>
<p>(21) Ölü eti, Mûsâ dininde de haramdır (Lâvililer, 7, 24), kan (26 , 27) ve domuz da öyle (11, 7).</p>
<p>(22) Oruç herhangi bir şeyden nefsi çekmektir. Şeriatta muayyen bir zaman içinde nefsi, yemekten içmekten, cimâdan menetmektir. Oruç Musevilerle Hıristiyanlarda da vardır.</p>
<p>(23) Oruç tutmaya kudreti varken yiyen kişinin her gün bir yoksulu doyurması, bir rivâyete göre neshedilmiştir. Bunu kabul edenlere göre bu âyetin hükmünü kaldıran âyet, bu sûrenin 185. âyetidir ve o âyette yalnız hasta olanın, yahut seferde bulunanın orucunu yiyebileceği bildirilmiştir. Bu, İbn-i Abbas,ın sözüdür. Hasen ve Atâ’ya göre bu hüküm, kaldırılmamıştır. (Devamı, sonnot No: 5)</p>
<p>(24) İbn-i Abbas’ın, Katâde’nin ve Atâ’nın rivâyetlerine göre Araplarda, hac için ihram girenler, evlerine, kapılarından girmezler, arka taraftaki duvarı aşmak sûretiyle girerlerdi. Çıkarken de gene o sûretle çıkarlardı. Bunu Ebül-Cârûd, İmam Muhammed-ül-Bâkır’dan da rivâyet etmiştir. Kureyş, Kinâne, Huzâa, Sakıyf, Ceşm, Sa’saa oğlu Benû-Âmir boylarının, bu işi yapmadıklarını söyleyenler olmuştur. Bâzılarına göreyse bu âdete uyanlar, bu boylardır. Aynı zamanda âyetten, bir işi, o işin başarılacak yönlerinden, iyiliği ve hayrı, iyi ve hayırlı kişilerden arayın anlamını da verdiğini söyleyenler vardır. “Evlere kapılarından girin” cümlesinin tefsirinde Ebû-Câ’fer Muhammed-ül-Bâkır (a.s), Muhammed’in soyu, Tanrı kapılarıdır, Tanrı yoludur, onlar cennet davetçileridir; hakkı oraya çekenler, halka kılavuzluk edenlerdir demiştir. (Mecma’ül-Beyan, c. I, s.120).</p>
<p>(25) Umre, Arafat dağında gecelemeksizin yapılan hac törenidir. Hac, muayyen bir mevsimde yapılır, umrenin mevsimi yoktur. Ancak hacdan önce veya sonra yapılması, yahut recep ayında edası sünnet sayılmıştır. İmamiyye’de umre, hac gibi farzdır.</p>
<p>(26) Arafat, Mekke civarındaki dağdır. Hacılar, zilhiccenin dokuzuncu günü burada toplanırlar. Meş’ar-ül-Harâm, Müzdelife civarındaki yerdir. Arafat’tan inilirken buradan geçilir.</p>
<p>(27) Sayılı günler, zilhiccenin on birinci, on ikinci, on üçüncü günleridir; bu günlere “Eyyam-ı Teşrıyk” denir. Bayram gününde ve bu günlerde, namazlardan sonra tekbir getirilir. Âyet, bunu emrediyor.</p>
<p>(28) Sayılı günler, zilhiccenin on birinci, on ikinci, on üçüncü günleridir; bu günlere “Eyyam-ı Teşrıyk” denir. Bayram gününde ve bu günlerde, namazlardan sonra tekbir getirilir. Âyet, bunu emrediyor.</p>
<p>(29) Bu ay, recep ayıdır. Araplar, Müslümanlıktan önce Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarında savaş etmezlerdi .</p>
<p>(30) Bu ayet henüz içki ve kumar haram edilmeden vahyedilmiştir. </p>
<p>(31) Bu hüküm, boşamayı sınırlamak içindir. Kadını alan kişinin, onunla buluşması ve kadını boşadıktan sonra iddet zamanının, yani üç hayız müddetinin geçmesini beklemesi hakkında hadisler vardır. (Devamı, sonnot No: 6)</p>
<p>(32) Orta namazı, günün ortasında olduğu için öğle namazıdır diyenler vardır. Sabit oğlu Zeyd, İbn-i Ömer, Ebû-Saîd-ül-Hûdrî, Üsâme ve Ayişe bunu riveyet etmişler, Hz. Muhammed-ül-Bâkır’la Hz. Ca’fer-üs-Sâdık’tan da bu çeşit rivâyet edilmiştir. Zeydi imamlarının bir kısmı, orta namazının, cuma günleri cuma namazı, diğer günler öğle namazı olduğunu kabul etmiştir. Sabahla öğle ve akşamla yatsı namazlarının arasında bulunduğu için ikindi namazıdır diyenler olmuştur ki İbn-i Abbas ve Hasen bunu kabul ederler, Ali’den, İbn-i Mes’ud’dan, Katâde’den, Dahhâk’ten bu kavil rivâyet edilmiştir. (Devamı, sonnot No: 7)</p>
<p>(33) İsrailoğullarından bir bölük halk, şehirlerinde çıkan taun hastalığından kaçmışlardı, buna işaret edilmektedir.</p>
<p>(34) Bu peygamber, Samoil’dir (Ahd-i Atıyk, Müluk-i evvel, 8).</p>
<p>(35) Samoil’in, İsrailoğullarına tâyin ettiği padişah, Saul’dur. Kur’ân, Saul’u, Tâlut diye anıyor. Tâlut’a, çok uzun boylu olduğu için bu adın verildiği söylenmiştir (Mecma’ül-Beyan, I, 149). Ahd-i Atıyk’te de kavmin ortasında dururken omuzundan yukarısı, herkesin başını aştığı anlatılır (Müluk-i evvel, 10, 23). Zâten âyette de buna işaret vardır.</p>
<p>(36) Tevrat’ta, “Tâbut-ı Sekiyne” diye birçok yerlerde geçer (Meselâ bakınız: 15 v. d.)</p>
<p>(37) Câlut, Ahd-i Atıyk’te Colyat diye geçer (Müluk-i evvel, 17, 23 v. d.). Dâvûd, bu boylu poslu Filistin kahramanını, bir sapan taşıyla alnından yaralayıp yere yıkmış, kendi kılıcıyla başını keserek öldürmüştür</p>
<p>(38) Âyetteki “hikmet” ten maksat, peygamberliktir. Musevilere göre Dâvûd, peygamber değildir, Müslümanlık onu peygamber olarak kabul eder.</p>
<p>(39) Bu âyette “kürsi” kelimesi geçtiği için kürsü âyeti anlamına “Âyet-ül-Kürsi” denmiştir. Hattâ bu sûreye “Kürsi sûresi” diyenler de vardır. Kürsü, örfte, üstüne oturulan şey anlamına gelir. Bu söz, kirs aslından gelmiştir, toplu anlamınadır. (Devamı, sonnot No:  </p>
<p>(40) İbrahîm Peygamber’le davaya girişen Nümrud’dur. Halk arasında bu padişaha Nemrut denegelmiştir. Rivâyete göre Tanrılık dâvasına kalkışan ilk adamdır.</p>
<p>(41) Bu âyet, Ahd-i Atıyk’te, Hızkıyâl Peygamberin bir rüyasına işarettir. (Hızkıyâl, 37).</p>
<p>(42) Hikmet, Kur’ân bilgisi, sözde ve işte doğruyu buluş, doğru akıl, İsabetli tedbîr, her şeyi yerine koymak ve bâzı yerde de peygamberlik anlamlarını ifade eder.</p>
<p>(43) Sûrenin bu iki son âyeti hakkında birçok hadisler vardır, fazileti anlatılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/abdulbaki-golpinarli-meali/2-bakara-suresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2-BAKARA</title>
		<link>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/elmalili-meali/2-bakara/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/elmalili-meali/2-bakara/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2010 20:21:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elmalılı Meali]]></category>
		<category><![CDATA[BAKARA]]></category>
		<category><![CDATA[BAKARA Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[BAKARA Suresi Meali]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<category><![CDATA[Sure Meali]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe meal]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Mealler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.net/?p=233</guid>
		<description><![CDATA[2-BAKARA: 1 &#8211; (Elif, Lâm, Mîm.) 2 &#8211; İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir. 3 &#8211; Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. 4 &#8211; Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2-BAKARA: </p>
<p>1 &#8211; (Elif, Lâm, Mîm.) </p>
<p>2 &#8211; İşte o kitap, bunda şüphe yok, müttakiler (kötülükten korunacaklar) için hidayettir. </p>
<p>3 &#8211; Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. </p>
<p>4 &#8211; Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman ederler. </p>
<p>5 &#8211; Bunlar, işte Rabblerinden bir hidayet üzerindedirler ve bunlar işte felaha erenlerdir. </p>
<p>6 &#8211; Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlar. </p>
<p>7 &#8211; Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır. </p>
<p>8 &#8211; İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, &#8220;Allah&#8217;a ve ahiret gününe inandık.&#8221; derler. </p>
<p>9 &#8211; Allah&#8217;ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar. </p>
<p>10 &#8211; Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır. </p>
<p>11 &#8211; Hem onlara: &#8220;Yeryüzünde fesat çıkarmayın.&#8221; denildiğinde: &#8220;Biz ancak ıslah edicileriz.&#8221; derler. </p>
<p>12 &#8211; İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar. </p>
<p>13 &#8211; Onlara: &#8220;İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın.&#8221; denilince, &#8220;Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?&#8221; derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.</p>
<p>14 &#8211; Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: &#8220;İnandık&#8221; derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: &#8220;Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz.&#8221; derler. </p>
<p>15 &#8211; (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir. </p>
<p>16 &#8211; İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar. </p>
<p>17 &#8211; Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler. </p>
<p>18 &#8211; (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler. </p>
<p>19 &#8211; Yahut (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hali) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, inkârcıları tamamen kuşatmıştır. </p>
<p>20 &#8211; O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir. </p>
<p>21 &#8211; Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb&#8217;inize kulluk edin ki (Allah&#8217;ın) azabından korunasınız. </p>
<p>22 &#8211; O (Rabb) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah&#8217;a eşler koşmayın. </p>
<p>23 &#8211; Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur&#8217;ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah&#8217;tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz. </p>
<p>24 &#8211; Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının. </p>
<p>25 &#8211; İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: &#8220;Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir&#8221; derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar. </p>
<p>26 &#8211; Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb&#8217;lerındandır. Ama küfre saplananlar: &#8220;Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?&#8221; derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtır. </p>
<p>27 &#8211; Onlar ki, söz verip andlaştıktan sonra Allah&#8217;a verdikleri sözü bozarlar. Allah&#8217;ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.</p>
<p>28 &#8211; Allah&#8217;ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz. </p>
<p>29 &#8211; O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir. </p>
<p>30 &#8211; Bir zamanlar Rabb&#8217;in meleklere: &#8220;Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım&#8221; demişti. (Melekler): &#8220;A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz&#8221; dediler. (Rabb&#8217;in): &#8220;Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.&#8221; dedi. </p>
<p>31 &#8211; Ve Âdem&#8217;e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: &#8220;Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.&#8221; dedi. </p>
<p>32 &#8211; Dediler ki: &#8220;Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsin&#8221;. </p>
<p>33 &#8211; (Allah): &#8220;Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver.&#8221; dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): &#8220;Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim&#8221; dememiş miydim?&#8221; dedi. </p>
<p>34 &#8211; Ve o zaman meleklere: &#8220;Âdem&#8217;e secde edin!&#8221; dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu. </p>
<p>35 &#8211; Dedik ki: &#8220;Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.&#8221;</p>
<p>36 &#8211; Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: &#8220;Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır.&#8221; dedik. </p>
<p>37 &#8211; Derken Âdem Rabb&#8217;ından birtakım kelimeler aldı, (onlarla tevbe etti. O da) tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir. </p>
<p>38 &#8211; Onlara dedik ki: &#8220;Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. </p>
<p>39 &#8211; İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem ehlidirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. </p>
<p>40 &#8211; Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü tutun ki, ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece benden korkun!</p>
<p>41 &#8211; Yanınızdakini (Tevrat&#8217;ı) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur&#8217;ân)a iman edin, O&#8217;nu, inkar edenlerin ilki siz olmayın, benim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkun. </p>
<p>42 &#8211; Hakk&#8217;ı batıla karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyin. </p>
<p>43 &#8211; Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. </p>
<p>44 &#8211; İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitab (Tevrat)ı okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? </p>
<p>45 &#8211; Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah&#8217;a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir. </p>
<p>46 &#8211; Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O&#8217;na döneceklerini bilirler.</p>
<p>47 &#8211; Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. </p>
<p>48 &#8211; Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz. </p>
<p>49 &#8211; (Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı. </p>
<p>50 &#8211; Hani bir zamanlar sizin için denizi yarıp, sizi kurtardık da Firavun&#8217;un adamlarını suda boğduk, siz de bakıp duruyordunuz. </p>
<p>51 &#8211; Hani bir zamanlar Musa&#8217;ya kırk gecelik vaad verdik de sonra siz onun arkasından buzağıyı put edindiniz ve o halinizle zalimler idiniz. </p>
<p>52 &#8211; Sonra yine de sizi affettik, artık şükretmeniz gerekiyordu. </p>
<p>53 &#8211; Ve hani bir zamanlar Musa&#8217;ya o kitabı ve furkanı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz. </p>
<p>54 &#8211; Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârî Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm&#8217;dir. </p>
<p>55 &#8211; Hani bir zamanlar &#8220;Ey Musa biz Allah&#8217;ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız.&#8221; demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınız. </p>
<p>56 &#8211; Sonra şükredesiniz diye sizi ölümünüzün ardından yeniden diriltmiştik. </p>
<p>57 &#8211; Ve üstünüze o bulutu gölge yaptık, ve size ihsan ettiğimiz hoş rızıklardan yiyin, diye üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Onlar, bize zulmetmediler, lakin kendi nefislerine zulmediyorlardı.</p>
<p>58 &#8211; Hani bir zamanlar &#8220;Şu şehre girin de onun nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve &#8220;hıtta&#8221; (bizi bağışla!) deyin ki, size, hatalarınızı mağfiret ediverelim, iyilik yapanlara nimetlerimizi daha da arttıracağız&#8221; dedik.</p>
<p>59 &#8211; Bunun üzerine o zulme devam edenler sözü değiştirdiler, onu kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle soktular. Biz de kötülük yaptıkları için o zalimlere murdar bir azap indirdik. </p>
<p>60 &#8211; Hani bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti, biz de &#8220;asanla taşa vur!&#8221; demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. Allah&#8217;ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesada vermeyin.</p>
<p>61 &#8211; Hani bir zamanlar, &#8220;Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.&#8221; dediniz. O da size &#8220;O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır.&#8221; dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah&#8217;dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah&#8217;ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı. </p>
<p>62 &#8211; Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah&#8217;a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir. </p>
<p>63 &#8211; Hani bir zamanlar sizden mîsak (sağlam bir söz) almıştık, Tur&#8217;u üstünüze kaldırıp demiştik ki; size verdiğimiz kitaba kuvvetle tutunun ve içindekilerden gafil olmayın, gerek ki, korunursunuz.</p>
<p>64 &#8211; Sonra verdiğiniz sözün arkasından yüz çevirdiniz, eğer üzerinizde Allah&#8217;ın lütfu ve rahmeti olmasa idi herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuz. </p>
<p>65 &#8211; İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara &#8220;sefil maymunlar olun!&#8221; dedik.</p>
<p>66 &#8211; Bu ibret dolu cezayı öncekilere ve sonrakilere bir ders, korunacaklara da bir nasihat, bir öğüt yaptık. </p>
<p>67 &#8211; Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da &#8220;Sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?&#8221; dediler. Musa da: &#8220;Böyle cahillerden biri olmaktan Allah&#8217;a sığınırım.&#8221; dedi. </p>
<p>68 &#8211; Onlar, &#8220;Bizim için Rabbine dua et, her ne ise onu bize açıklasın.&#8221; dediler. Musa, &#8220;Rabbim buyuruyor ki, o ne pek yaşlı, ne de pek taze, ikisi arası dinç bir sığırdır, haydi emrolunduğunuz işi yapınız.&#8221; dedi. </p>
<p>69 &#8211; Onlar, &#8220;Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın.&#8221; dediler. Musa, &#8220;Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır.&#8221; dedi. </p>
<p>70 &#8211; Onlar, &#8220;Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz.&#8221; dediler. </p>
<p>71 &#8211; Musa, &#8220;Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır&#8221;. Onlar da: &#8220;İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun.&#8221; dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardı. </p>
<p>72 &#8211; Hani bir zamanlar siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmış ve onu üstünüzden atmıştınız, halbuki Allah, saklamış olduğunuzu açığa çıkaracaktı.</p>
<p>73 &#8211; İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız. </p>
<p>74 &#8211; Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor&#8230; Ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir. </p>
<p>75 &#8211; Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah&#8217;ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi. </p>
<p>76 &#8211; Üstelik iman edenlere rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman, &#8220;Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah&#8217;ın size açıkladığı gerçekleri onlara da söylüyorsunuz? Hiç aklınız yok mu be?&#8221; derlerdi. </p>
<p>77 &#8211; Peki bilmezler mi ki, onlar neyi sır olarak saklar ve neyi açıkça söylerlerse Allah hepsini bilir. </p>
<p>78 &#8211; Bunların bir de ümmî (okuma yazması olmayan) kısmı vardır, kitabı bilmezler, ancak birtakım kuruntu yığınına, boş saplantılara kapılır ve zan içinde dolaşır dururlar. </p>
<p>79 &#8211; Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için &#8220;Bu Allah katındandır.&#8221; derler. Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!.. </p>
<p>80 &#8211; Bir de dediler ki: &#8220;Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz&#8221;. De ki; &#8220;Siz Allah&#8217;dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah&#8217;a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?&#8221;</p>
<p>81 &#8211; Evet kim bir günah işlemiş de kendi günahı kendisini her yandan kuşatmış ise, işte öyleleri ateş ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar. </p>
<p>82 &#8211; İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.</p>
<p>83 &#8211; Hani bir vakitler İsrailoğulları&#8217;ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah&#8217;dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz. </p>
<p>84 &#8211; Yine bir zamanlar mîsakınızı almıştık; birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, nüfusunuzu diyarınızdan çıkarmıyacaksınız. Sonra siz buna ikrar da verdiniz ve ikrarınıza şahit de oldunuz. </p>
<p>85 &#8211; Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. </p>
<p>86 &#8211; Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmez. </p>
<p>87 &#8211; Celâlim hakkı için Musa&#8217;ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa&#8217;ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu&#8217;l-Kudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz? </p>
<p>88 &#8211; (Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile): &#8220;Bizim kalblerimiz kılıflıdır.&#8221; dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayı çok az imana gelirler. </p>
<p>89 &#8211; Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah&#8217;ın laneti kâfirleredir. </p>
<p>90 &#8211; Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah&#8217;ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesine kafa tutarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. İşte bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar. Can yakıcı azap asıl kâfirler içindir. </p>
<p>91 &#8211; Onlara, &#8220;Allah ne indirdiyse ona iman edin.&#8221; denildiği zaman, onlar &#8220;Biz kendimize indirilene iman ederiz.&#8221; derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa yanlarındaki Tevrat&#8217;ı tasdik eden gerçek vahiy odur. Onlara de ki; &#8220;Peki madem gerçek mümin sizsiniz de ne diye daha önce Allah&#8217;ın peygamberlerini öldürüyordunuz? </p>
<p>92 &#8211; Celâlim hakkı için Musa size belgelerle gelmişti de onun arkasından tuttunuz o buzağıya taptınız. Siz işte o zâlimlersiniz. </p>
<p>93 &#8211; Bir zamanlar size, &#8220;verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin.&#8221; diye Tûr&#8217;u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): &#8220;Duyduk, dinledik, isyan ettik.&#8221; dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, &#8220;Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor! </p>
<p>94 &#8211; De ki; Allah yanında ahiret yurdu (cennet) başkalarının değil de yalnızca sizin ise, eğer iddianızda da sadık iseniz haydi hemen ölümü temenni ediniz, ölmeyi cana minnet biliniz. </p>
<p>95 &#8211; Fakat elleriyle işledikleri yüzünden onu hiçbir zaman temenni edemiyecekler. Allah o zâlimleri bilir. </p>
<p>96 &#8211; Elbette onları insanların hayata en hırslı, en düşkün olanları olarak bulacak, hatta müşriklerden bile daha düşkün bulacaksın. Onların her biri bin sene ömür sürmeyi arzular, oysa uzun yaşamak kendisini azaptan kurtarıp uzaklaştıracak değildir. Allah, onların neler yaptığını görüp duruyor.</p>
<p>97 &#8211; Söyle; her kim Cebrail&#8217;e düşman ise iyi bilsin ki, Kur&#8217;ân&#8217;ı senin kalbine Allah&#8217;ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdi.</p>
<p>98 &#8211; Her kim Allah&#8217;a, Allah&#8217;ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mîkâil&#8217;e düşman olursa, iyi bilsin ki, Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.</p>
<p>99 &#8211; Şanım hakkı için sana çok açık âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkâr etmez. </p>
<p>100 &#8211; O fasıklar hem bunları tanımıyacaklar, hem de ne zaman bir ahd üzerine antlaşma yapsalar, her defasında mutlaka içlerinden bir güruh çıkıp onu bozacak ve atıverecek öyle mi? Hatta az bir güruh değil, onların çoğu ahit tanımaz imansızlardır. </p>
<p>101 &#8211; Üstelik Allah tarafından onlara, yanlarındaki kitabı tasdik edici bir peygamber gelince, daha önce kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, Allah&#8217;ın kitabını sırtlarından geriye attılar, sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi yaptılar. </p>
<p>102 &#8211; Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil&#8217;de Harut ve Marut&#8217;a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi &#8220;biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!&#8221; demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah&#8217;ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi. </p>
<p>103 &#8211; Şayet onlar iman edip de korunmuş olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek mükafat çok hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi. </p>
<p>104 &#8211; Ey iman edenler! &#8220;râine&#8221; demeyin, &#8220;unzurna&#8221; deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardır. </p>
<p>105 &#8211; Ne Kitap ehlinden, ne de müşriklerden hiçbiri, size Rabbinizden bir hayır indirilsin istemez. Allah ise, üstünlüğü, rahmetiyle dilediğine mahsus kılar ve Allah çok büyük lütuf sahibidir. </p>
<p>106 &#8211; Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdir. </p>
<p>107 &#8211; Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah&#8217;ındır, hepsi O&#8217;nundur. Size de Allah&#8217;dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır. </p>
<p>108 &#8211; Yoksa siz peygamberinizi, bundan önce Musa&#8217;ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Halbuki her kim imanı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olur. </p>
<p>109 &#8211; Ehl-i kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdir. </p>
<p>110 &#8211; Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. </p>
<p>111 &#8211; Bir de &#8220;yahudi ve hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek&#8221; dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. Sen de onlara de ki; &#8220;Eğer doğru iseniz, haydi bakalım getirin delilinizi.&#8221; </p>
<p>112 &#8211; Hayır, hayır! Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah&#8217;a tertemiz döndürür ve teslim ederse, işte onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değiller.</p>
<p>113 &#8211; Yahudiler dediler ki, &#8220;Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller&#8221;, Hristiyanlar da &#8220;Yahudiler bir şey üzerinde değiller&#8221; dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. </p>
<p>114 &#8211; Allah&#8217;ın mescitlerini, içlerinde Allah&#8217;ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır. </p>
<p>115 &#8211; Bununla beraber, doğu da Allah&#8217;ın, batı da Allah&#8217;ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah&#8217;a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendir. </p>
<p>116 &#8211; O zalimler, &#8220;Allah kendisine çocuk edindi.&#8221; dediler. Hâşâ, O sübhândır. Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa O&#8217;nundur. Hepsi O&#8217;na boyun eğmiştir. </p>
<p>117 &#8211; O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca &#8220;ol!&#8221; der, o da hemen oluverir. </p>
<p>118 &#8211; Bilgiden nasibi olmayanlar da &#8220;Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!&#8221; dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdik. </p>
<p>119 &#8211; Şüphe yok ki, Biz seni hak ile rahmetimizin müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik. Sen, o cehennemliklerden sorumlu değilsin. </p>
<p>120 &#8211; Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah&#8217;ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah&#8217;dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı. </p>
<p>121 &#8211; Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirler. </p>
<p>122 &#8211; Ey İsrailoğulları! Sizlere ihsan ettiğim nimetimi ve sizi vaktiyle âlemdeki ümmetlere üstün tuttuğumu hatırlayın! </p>
<p>123 &#8211; Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezler. </p>
<p>124 &#8211; Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim&#8217;i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, &#8220;Ben seni bütün insanlara imam yapacağım.&#8221; buyurdu. İbrahim, &#8220;Zürriyetimden de yap!&#8221; dedi. Rabbi ona &#8220;zâlimler benim ahdime nail olamaz!&#8221; buyurdu. </p>
<p>125 &#8211; Biz ta o zaman bu Beyt&#8217;i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrahim&#8217;den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail&#8217;e şöyle ahid verdik: &#8220;Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!&#8221; </p>
<p>126 &#8211; Ve o vakit İbrahim &#8220;Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır&#8221; diye yalvardı. Allah buyurdu ki: &#8220;küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktır!&#8221; </p>
<p>127 &#8211; Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt&#8217;in temellerini yükseltmeye başladı, İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç şüphesiz işiten sensin, bilen sensin. </p>
<p>128 &#8211; Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin. </p>
<p>129 &#8211; Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensin. </p>
<p>130 &#8211; İbrahim&#8217;in milletinden, kendine kıyan beyinsizden başka kim yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık, hiç şüphesiz o, ahirette de iyilerden biridir. </p>
<p>131 &#8211; Rabbi ona, &#8220;İslâm ol!&#8221; emrini verince, o &#8220;Ben âlemlerin Rabbine teslim oldum.&#8221; dedi. </p>
<p>132 &#8211; Bu dini İbrahim, kendi oğullarına vasiyyet etti, Yakub da öyle yaptı: &#8220;Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca müslüman olarak can verin!&#8221; dedi. </p>
<p>133 &#8211; Yoksa siz de olaya şahit mi oldunuz; Yakub&#8217;a ölüm hali gelip çattığı zaman, oğullarına; &#8220;Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?&#8221; dediği zaman, oğulları; &#8220;Senin Allah&#8217;ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak&#8217;ın Allah&#8217;ına, tek olan o Allah&#8217;a ibadet edeceğiz. Biz ancak O&#8217;na boyun eğen müslümanlarız.&#8221; dediler. </p>
<p>134 &#8211; Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onlara kendi kazandıkları, size de kendi kazandığınız. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilecek değilsiniz. </p>
<p>135 &#8211; Bir de: &#8220;yahudi veya hıristiyan olunuz ki, hidayet bulasınız.&#8221; dediler. Sen onlara de ki: &#8220;Hayır! Hanif olarak hakka tapan İbrahim&#8217;in dinine (uyarız) ki, o hiçbir zaman müşriklerden olmadı.&#8221; </p>
<p>136 &#8211; Deyiniz ki, &#8220;Biz, Allah&#8217;a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim&#8217;e, İsmail&#8217;e, İshak&#8217;a, Yakup&#8217;a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa&#8217;ya ve İsa&#8217;ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O&#8217;na boyun eğen müslümanlarız.&#8221; </p>
<p>137 &#8211; Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse onlar sadece ve sadece didişmenin içindedirler. Allah onlara karşı sana yeter. Ve O, işitendir, bilendir. </p>
<p>138 &#8211; Allah&#8217;ın boyasına bak, (vaftiz nolacak?) Kim, Allah&#8217;dan daha güzel boya vurabilir ki? İşte biz O&#8217;na ibadet edenleriz. </p>
<p>139 &#8211; De ki: &#8220;Allah hakkında bizimle didişmeye mi gireceksiniz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size. Şu kadar var ki, biz O&#8217;na ihlas ile sarılıyoruz. </p>
<p>140 &#8211; &#8220;Yoksa siz, İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakup da ve torunları da hep yahudi ve hıristiyan idiler mi demek istiyorsunuz?&#8221; De ki: &#8220;Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?&#8221; Allah&#8217;ın şahitlik ettiği bir hakikatı bile bile inkar edenden daha zâlim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. </p>
<p>141 &#8211; Onlar bir ümmet idiler, gelip geçtiler. Onlara kendi kazandıkları, size de kendi kazandıklarınız. Ve siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz. </p>
<p>142 &#8211; İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, &#8220;Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?&#8221; diyecekler. De ki: &#8220;Doğu da, batı da Allah&#8217;ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirir.&#8221; </p>
<p>143 &#8211; Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ&#8217;be&#8217;yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber&#8217;in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah&#8217;ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir. </p>
<p>144 &#8211; Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescid-i Haram&#8217;a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildir. </p>
<p>145 &#8211; Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursun. </p>
<p>146 &#8211; O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı gerçeği bile bile gizlerler. </p>
<p>147 &#8211; O hak, Rabbindendir. Artık şüpheye düşenlerden olma sakın! </p>
<p>148 &#8211; Ümmetlerden her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir, haydin, hep hayırlara koşun, yarışın. Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir. </p>
<p>149 &#8211; Hem her nereden yola çıkarsan (namazda) hemen Mescid-i Haram&#8217;a doğru yüzünü çevir. Bu emir şüphesiz hak, Rabbinden olduğu gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz de değildir. </p>
<p>150 &#8211; Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram&#8217;a doğru çevir, ve her nerede olsanız yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın. Ancak içlerinden haksızlık edenler başka. Siz de onlardan korkmayın, benden korkun. Hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım, hem gerek ki doğru yolu bulasınız. </p>
<p>151 &#8211; Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor. </p>
<p>152 &#8211; O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin. </p>
<p>153 &#8211; Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir. </p>
<p>154 &#8211; Allah yolunda öldürülenlere &#8220;ölüler&#8221; demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz. </p>
<p>155 &#8211; Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! </p>
<p>156 &#8211; Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: &#8220;Biz Allah&#8217;a aidiz ve sonunda O&#8217;na döneceğiz.&#8221; derler. </p>
<p>157 &#8211; İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır. </p>
<p>158 &#8211; Gerçekten Safâ ile Merve Allah&#8217;ın alâmetlerindendir. Onun için her kim hac veya umre niyetiyle Kâ&#8217;be&#8217;yi ziyaret ederse, bunları tavaf etmesinde ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah iyiliğin karşılığını verir, o her şeyi bilir. </p>
<p>159 &#8211; İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler. </p>
<p>160 &#8211; Ancak tevbe edip halini düzelterek gerçeği söyleyenler başka. İşte onları ben bağışlarım. Ben çok merhamet ediciyim, tevbeleri çokça kabul ederim.</p>
<p>161 &#8211; Ama âyetlerimizi inkar etmiş ve kâfir olarak can vermiş olanlara gelince, işte Allah&#8217;ın laneti, meleklerin laneti ve insanların laneti hep onların üzerine olsun. </p>
<p>162 &#8211; Onlar ebedi olarak onun altında kalırlar. Ne azabları hafifletilir, ne de kendilerine göz açtırılır. </p>
<p>163 &#8211; Her halde hepinizin ilâhı, bir tek ilâhtır. Ondan başka bir ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm&#8217;dir. </p>
<p>164 &#8211; Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah&#8217;ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta şüphesiz akıllı olan bir topluluk için elbette Allah&#8217;ın birliğine deliller vardır. </p>
<p>165 &#8211; İnsanlardan kimi de Allah&#8217;tan başka şeyleri O&#8217;na eş tutuyorlar da onları, Allah&#8217;ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah&#8217;a ait olduğunu ve Allah&#8217;ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı.</p>
<p>166 &#8211; O zaman kendilerine uyulan kimseler, azabı görerek kendilerine uyanlardan kaçıp uzaklaşmışlar ve aralarındaki bütün bağlar parça parça kopmuştur.</p>
<p>167 &#8211; Onlara uyanlar da şöyle demektedirler: &#8220;Ah, bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı da onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!&#8221; İşte böylece Allah onlara bütün amellerini, üzerlerine yığılmış hasretler (pişmanlık ve üzüntüler) halinde gösterecektir. Onlar bu ateşten çıkacak değillerdir. </p>
<p>168 &#8211; Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır. </p>
<p>169 &#8211; O size hep çirkin ve murdar işleri emreder, Allah&#8217;a karşı bilmediğiniz şeyler söylemenizi ister. </p>
<p>170 &#8211; Onlara: &#8220;Allah&#8217;ın indirdiğine uyun.&#8221; dendiği vakit de: &#8220;Yok, atalarımızı neyin üzerinde bulduysak ona uyarız.&#8221; dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez idiyseler de mi onlara uyacaklar? </p>
<p>171 &#8211; O kâfirlerin hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer; onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezler.</p>
<p>172 &#8211; Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin ve Allah&#8217;a şükredin, eğer yalnız O&#8217;na kulluk ediyorsanız. </p>
<p>173 &#8211; O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah&#8217;tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. </p>
<p>174 &#8211; Allah&#8217;ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardır. </p>
<p>175 &#8211; İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar! </p>
<p>176 &#8211; Şüphesiz ki Allah kitabı hak bir sebeple indirmiştir. Kitap hakkında ihtilafa düşenler ise, şüphesiz haktan uzak, bir anlaşmazlık içindedirler.</p>
<p>177 &#8211; Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah&#8217;a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır. </p>
<p>178 &#8211; Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır. </p>
<p>179 &#8211; Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz. </p>
<p>180 &#8211; Birinize ölüm geldiği vakit, bir hayır (bir mal) bırakacaksa, babası, anası ve en yakın akrabası için meşru bir surette vasiyet etmek, Allah&#8217;tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kılındı. </p>
<p>181 &#8211; Şimdi her kim, bunu duyduktan sonra onu değiştirirse, her halde vebali, sırf o değiştirenlerin boynunadır. Şüphe yok ki Allah, her şeyi işitir ve bilir. </p>
<p>182 &#8211; Her kim de vasiyet edenin, bir hata işlemesinden veya bir günaha girmesinden endişe eder de tarafların arasını düzeltirse, ona bir vebal yoktur. Şüphesiz ki, Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. </p>
<p>183 &#8211; Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.</p>
<p>184 &#8211; (Size farz kılınan oruç), sayılı günlerdedir. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan ise, diğer günlerde, tutamadığı günler sayısınca tutar. Ona dayanıp kalacaklar üzerine de bir yoksulu doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim de hayrına fidyeyi artırırsa, hakkında daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. </p>
<p>185 &#8211; O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur&#8217;ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah&#8217;ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz. </p>
<p>186 &#8211; Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler. </p>
<p>187 &#8211; Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah&#8217;ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikden size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla beraber siz mescitlerde îtikaf halinde iken onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah&#8217;ın sınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar. </p>
<p>188 &#8211; Bir de aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için, o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin.</p>
<p>189 &#8211; Sana hilâllerden soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için de, hac için de vakit ölçüleridir. Bununla beraber iyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyiliğe eren, kötülükten korunan kimsedir. Evlere kapılarından gelin, Allah&#8217;tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz. </p>
<p>190 &#8211; Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez. </p>
<p>191 &#8211; Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne, öldürmeden daha şiddetlidir. Yalnız Mescid-i Haram yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. </p>
<p>192 &#8211; Artık şirkten vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. </p>
<p>193 &#8211; Hem bir fitne kalmayıp, din yalnız Allah&#8217;ın oluncaya kadar onlarla çarpışın . Vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdır. </p>
<p>194 &#8211; Hürmetli ay hürmetli aya ve bütün hürmetler birbirine karşılıktır. O halde kim size saldırdıysa, siz de ona yaptığı saldırının aynıyle saldırın da ileri gitmeye Allah&#8217;tan korkun ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. </p>
<p>195 &#8211; Allah yolunda mal harcayın da kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve güzel hareket edin. Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri sever.</p>
<p>196 &#8211; Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah&#8217;tan korkun ve bilin ki Allah&#8217;ın azabı gerçekten çok şiddetlidir.</p>
<p>197 &#8211; Hac, bilinen aylardadır. Her kim o aylarda hacca başlayıp kendisine farz ederse; artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir. Kendinize azık edinin. Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun!</p>
<p>198 &#8211; Rabbinizin lütfunu istemenizde size bir günah yoktur. Arafat&#8217;tan indiğiniz zaman Meş&#8217;ar-i Haram yanında (Müzdelife&#8217;de) Allah&#8217;ı zikredin. O&#8217;nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapmışlardandınız. </p>
<p>199 &#8211; Sonra insanların akıp geldiği yerden siz de akıp gelin. Allah&#8217;tan bağışlanmanızı isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. </p>
<p>200 &#8211; Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah&#8217;ı anın. İnsanlardan kimisi: &#8220;Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!&#8221; der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.</p>
<p>201 &#8211; Yine onlardan: &#8220;Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!&#8221; diyenler vardır.</p>
<p>202 &#8211; İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür. </p>
<p>203 &#8211; Bir de sayılı günlerde Allah&#8217;ı zikredin (tekbir alın). Bunlardan kim iki gün içinde (Mina&#8217;dan) dönmek için acele ederse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Ama bu, takva sahipleri içindir. Allah&#8217;tan korkun ve bilin ki, siz ancak O&#8217;nun huzuruna varıp toplanacaksınız. </p>
<p>204 &#8211; İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allah&#8217;ı şahit tutar. Halbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır. </p>
<p>205 &#8211; İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. </p>
<p>206 &#8211; Ona: &#8220;Allah&#8217;tan kork!&#8221; dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevkeder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktır! </p>
<p>207 &#8211; Yine insanlardan kimi de vardır ki, Allah&#8217;ın rızasına ermek için kendini feda eder. Allah ise kullarına çok merhametlidir. </p>
<p>208 &#8211; Ey iman edenler! Hepiniz barış ve selamete girin de şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin aranızı açan belli bir düşmandır.</p>
<p>209 &#8211; Size bunca deliller geldikten sonra yine kayarsanız, iyi bilin ki, Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. </p>
<p>210 &#8211; Onlar sadece gözetiyorlar ki, Allah, buluttan gölgelikler içinde meleklerle birlikte geliversin de iş bitiriliversin. Halbuki bütün işler Allah&#8217;a döndürülüp götürülür.</p>
<p>211 &#8211; İsrailoğullarına sor: Biz onlara ne kadar açık âyetler vermiştik. Fakat Allah&#8217;ın nimetini her kim kendisine geldikten sonra değiştirirse, şüphe yok ki, Allah&#8217;ın azabı çok şiddetlidir. </p>
<p>212 &#8211; Dünya hayatı, inkar edenler için bezendi. (Onlar), iman edenlerle eğleniyorlar. Halbuki takva sahibi olan o müminler, kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. </p>
<p>213 &#8211; İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir.</p>
<p>214 &#8211; Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: &#8220;Allah&#8217;ın yardımı ne zaman?&#8221; derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah&#8217;ın yardımı yakındır. </p>
<p>215 &#8211; Ey Muhammed! Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir. </p>
<p>216 &#8211; Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. </p>
<p>217 &#8211; Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak, büyük bir günahtır. Bununla beraber Allah yolundan alıkoymak, O&#8217;nu inkar etmek, insanları, Mescid-i Haram&#8217;dan menetmek ve halkını oradan çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artık onların bütün amelleri, dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. </p>
<p>218 &#8211; Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah&#8217;ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. </p>
<p>219 &#8211; Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz.</p>
<p>220 &#8211; Dünya ve ahiret hakkında (düşünürsünüz.) Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki: Onlar hakkında yapacağınız bir ıslah, işlerine karışmamaktan daha hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyla ıslah ediciyi bilir, birbirinden ayırd eder. Eğer Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. </p>
<p>221 &#8211; Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar. </p>
<p>222 &#8211; Ey Muhammed! Sana kadınların ay başı halinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay başı halinde oldukları zaman kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri zaman ise Allah&#8217;ın emrettiği yerden onlara varın, yaklaşın Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever. </p>
<p>223 &#8211; Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah&#8217;tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O&#8217;nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdele!</p>
<p>224 &#8211; Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için, Allah&#8217;ı yeminlerinize hedef veya siper edip durmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilir. </p>
<p>225 &#8211; Allah, sizi yeminlerinizde bilmeyerek ettiğiniz lağıv (herhangi bir kasıt olmadan, kanaate göre yanlış yere yapılan yemin)dan sorumlu tutmaz. Fakat kalbinizin kazandığı yalan yere yapılan yeminden sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok halimdir. </p>
<p>226 &#8211; Kadınlarından îlâ edenler (onlara yaklaşmamaya yemin edenler) için dört ay beklemek vardır. Eğer bu yeminlerinden dönerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.</p>
<p>227 &#8211; Yok eğer boşamaya karar vermişlerse, şüphesiz ki Allah söylediklerini işitir, kurduklarını bilir. </p>
<p>228 &#8211; Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah&#8217;ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p>229 &#8211; Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah&#8217;ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah&#8217;ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah&#8217;ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah&#8217;ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdir. </p>
<p>230 &#8211; Eğer kadını bir daha boşarsa, bundan sonra artık başka bir kocaya varıncaya kadar ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah&#8217;ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah&#8217;ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyor.</p>
<p>231 &#8211; Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah&#8217;ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah&#8217;tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilir. </p>
<p>232 &#8211; Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, aralarında meşru bir şekilde rızalaştıkları takdirde, kendilerini kocalarıyla nikâhlanacaklar diye sıkıştırıp, engellemeyin. İşte bu, içinizden Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Bu, sizin hakkınızda daha hayırlı ve daha nezihtir. Allah bilir, siz bilemezsiniz. </p>
<p>233 &#8211; Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah&#8217;tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür. </p>
<p>234 &#8211; İçinizden vefat edip de geride eşler bırakan kimselerin hanımları, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. İddet (bekleme) sürelerini bitirdikleri zaman, artık kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları hareketten size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. </p>
<p>235 &#8211; Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O&#8217;nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktır. </p>
<p>236 &#8211; Eğer kadınları, kendilerine dokunmadan veya onlara bir mehir takdir etmeden boşarsanız (bunda) size bir vebal yoktur. Şu kadar ki onlara (mal verip) faydalandırın. Eli geniş olan hâline göre, eli dar olan da haline göre ve güzellikle faydalandırmalıdır. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir borçtur. </p>
<p>237 &#8211; Eğer onları, kendilerine dokunmadan önce boşar ve mehri de kesmiş bulunursanız, o zaman borç, o kestiğiniz miktarın yarısıdır. Ancak kadınlar veya nikâh akdini elinde bulunduran kimse bağışlarsa başka. Ey erkekler! sizin bağışlamanız ise takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız hakkiyle görür. </p>
<p>238 &#8211; Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.</p>
<p>239 &#8211; Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah&#8217;ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın). </p>
<p>240 &#8211; İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.</p>
<p>241 &#8211; Boşanmış kadınlar için de meşru ve geleneğe uygun şekilde bir meta&#8217;(intifa hakkı) vardır ki verilmesi, Allah&#8217;tan korkanlar üzerine bir borçtur. </p>
<p>242 -İşte akıllarınız ersin diye, Allah size âyetlerini böylece açıklıyor. </p>
<p>243 &#8211; Görmedin mi o kimseleri ki kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar. Allah da kendilerine &#8220;ölün!&#8221; dedi, sonra da onlara bir hayat verdi. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların pek çokları şükretmezler. </p>
<p>244 &#8211; O halde Allah yolunda çarpışın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir. </p>
<p>245 &#8211; Kimdir o adam ki Allah&#8217;a güzel bir ödünç versin de Allah da ona birçok katlarını ödesin. Allah darlık da verir, genişlik de verir. Hepiniz de O&#8217;na döndürülüp götürüleceksiniz. </p>
<p>246 &#8211; Baksana, İsrail oğullarının Musa&#8217;dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: &#8220;Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım&#8230;&#8221; dediler. O da: &#8220;Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?&#8221; dedi. Onlar: &#8220;Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?&#8221; dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir.</p>
<p>247 &#8211; Peygamberleri onlara: &#8220;Allah, size hükümdar olmak üzere Talût&#8217;u gönderdi.&#8221; demişti. Onlar: &#8220;Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir.&#8221; dediler. Peygamberleri de &#8220;Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir.&#8221; dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah&#8217;ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilir. </p>
<p>248 -Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır. </p>
<p>249 -Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: &#8220;Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır).&#8221; Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. &#8220;Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok.&#8221; dediler. Allah&#8217;a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: &#8220;Nice az topluluklar, Allah&#8217;ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.&#8221;</p>
<p>250 -Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: &#8220;Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!&#8221; </p>
<p>251 -Derken, Allah&#8217;ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut&#8217;u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah&#8217;ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidir. </p>
<p>252 -İşte bunlar, Allah&#8217;ın âyetleridir. Onları sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz ki sen o gönderilen resullerdensin.</p>
<p>253 &#8211; O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa&#8217;ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu&#8217;l-Kudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar. </p>
<p>254 &#8211; Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir. </p>
<p>255 &#8211; Allah&#8217;tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O&#8217;nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O&#8217;nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O&#8217;nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O&#8217;nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O&#8217;na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür. </p>
<p>256 -Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah&#8217;a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.</p>
<p>257 &#8211; Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlar. </p>
<p>258 &#8211; Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim&#8217;le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: &#8220;Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür.&#8221; dediği zaman: &#8220;Ben de diriltir ve öldürürüm.&#8221; demişti. İbrahim: &#8220;Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!&#8221; deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. </p>
<p>259 &#8211; Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. &#8220;Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?&#8221; dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, &#8220;Ne kadar kaldın?&#8221; diye sordu. O da: &#8220;Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım.&#8221; dedi. Allah buyurdu ki: &#8220;Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?&#8221; Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: &#8220;Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir.&#8221; dedi. </p>
<p>260 &#8211; Bir zamanlar İbrahim de: &#8220;Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!&#8221; demişti. Allah: &#8220;İnanmadın mı ki?&#8221; buyurdu. İbrahim: &#8220;İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum.&#8221; dedi. Allah buyurdu ki: &#8220;Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.&#8221; </p>
<p>261 &#8211; Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah&#8217;ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir.</p>
<p>262 &#8211; Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri yanında mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdir. </p>
<p>263 &#8211; Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır. </p>
<p>264 &#8211; Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah&#8217;a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez. </p>
<p>265 &#8211; Allah&#8217;ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür.</p>
<p>266 &#8211; Hiç biriniz ister mi ki, kendisinin hurmalık ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altında ırmaklar aksın, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üzerine de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güçleri yetmez küçük, zayıf çocukları olsun. Derken ona ateşli bir bora isabet ediversin de o bahçe yanıversin. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz.</p>
<p>267 &#8211; Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamıyacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki, Allah sadakalarınıza muhtaç değildir ve hamde layık olandır. </p>
<p>268 &#8211; Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah&#8217;ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir.</p>
<p>269 &#8211; Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar. </p>
<p>270 &#8211; Her ne çeşit nafaka verdinizse veya ne türlü bir adak adadınızsa, Allah onu kesinlikle bilir. Ve zalimlere hiçbir şekilde yardım olunmayacaktır. </p>
<p>271 &#8211; Sadakaları açıkça verirseniz o, ne iyi olur; yok eğer onları gizler de fakirlere öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın birçoğunun bağışlanmasına sebep olur. Bilin ki, Allah, her ne yaparsanız hepsinden haberdardır. </p>
<p>272 &#8211; Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediğini yola getirir. Yaptığınız her iyilik sırf kendiniz içindir. Siz yalnızca Allah rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. İyilik cinsinden ne infak ederseniz o size aynen ödenir. Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz. </p>
<p>273 &#8211; Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış olan fakirlere veriniz. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremezler. Utangaç olduklarından dolayı, bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Oysa sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden birşey de isteyemezler. Ne türden bir iyilik yaparsanız, şüphe yok ki, Allah onu bilir. </p>
<p>274 &#8211; Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve mükafatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar. </p>
<p>275 &#8211; Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, &#8220;alışveriş de faiz gibidir&#8221; demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah&#8217;a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır. </p>
<p>276 &#8211; Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez. </p>
<p>277 &#8211; İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar. </p>
<p>278 &#8211; Ey iman edenler! Allah&#8217;tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz. </p>
<p>279 &#8211; Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız. </p>
<p>280 &#8211; Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ödeme kolaylığına kadar bir süre tanıyın. Ve bu gibi borçlulara alacağınızı bağışlayıp sadaka etmeniz eğer bilirseniz sizin için, daha hayırlıdır.</p>
<p>281 &#8211; Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah&#8217;a döndürüleceksiniz. Sonra da herkese kazancı tamamıyla ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktır. </p>
<p>282 &#8211; Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah&#8217;ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah&#8217;dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah&#8217;dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilir. </p>
<p>283 &#8211; Şayet siz sefer üzere olur bir kâtip de bulamazsanız, o vakit alınmış bir rehin belge yerine geçer. Yok eğer birbirinize güveniyorsanız kendisine güvenilen adam Rabbi olan Allah&#8217;dan korksun da üzerindeki emaneti ödesin. Bir de şahitliğinizi inkâr edip gizlemeyin, onu kim inkâr ederse mutlaka onun kalbi vebal içindedir. Her ne yaparsanız Allah onu bilir. </p>
<p>284 &#8211; Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah&#8217;ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir. </p>
<p>285 &#8211; Peygamber, Rabbi&#8217;nden kendisine ne indirildiyse ona iman etti. Müminlerin de hepsi Allah&#8217;a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. &#8220;Biz Allah&#8217;ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır.&#8221; dediler.</p>
<p>286 &#8211; Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız, kâfir kavimlere karşı yardım et bize.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.net/turkce-mealler/elmalili-meali/2-bakara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

